|
Süper Beyinler Nano Teknoloji İçin Dönüyor
Türkiye’yi
ileri teknoloji üreten bir ülke haline getirecek Ulusal
Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nin temelleri atıldı.
Merkez, uygulama alanları kanser tedavisinden akıllı tekstil
ürünlerine kadar uzanan bu teknolojinin dünyaya yayılmış
Türk uzmanlarını geri getiriyor. |
|
Son beş yıldır
birçok ülkenin kalkınma planlarında, araştırma geliştirme
faaliyetlerinin öncelikli konuları arasında nanoteknoloji var.
Bilim adamlarına göre nanoteknoloji, dünya tarihinin belirleyici
teknoloji devrimlerinden birine kapı aralamak üzere. Bu alan
nano-transistörlerden uzun ömürlü pillere, adrese teslim
ilaçlardan, bakterilere duyarlı ve kurşun geçirmez akıllı
elbiselere, kendini temizleyen boyalardan hidrojen enerjisi ile
çalışan otomobillere uzanan geniş bir yelpazeyi içine alıyor.
Peki dünya ülkeleri nanoteknoloji araştırmalarına üniversite ve
sanayi sektöründe büyük yatırımlar yaparken Türkiye ne yapıyor?
Bu alanda şansımız ne? Bu alanda en kritik karar geçtiğimiz yıl
alındı. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından Bilkent
Üniversitesi bünyesinde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM)
Projesi hayata geçirildi. DPT, projeye 11 milyon YTL destek
sağladı. Başlangıç için 30 milyon YTL’lik projeye Bilkent
Üniversitesi de 4 milyon YTL kaynak tahsis etti.
TURGUT ÖZAL’IN VERDİĞİ PARA
Üniversitesinin bilimsel altyapısının oluşmasında önemli paya
sahip Profesör Salim Çıracı başkanlığındaki kadrolar son altı
ayda şekillendi. UNAM projesi kapsamında bir kısmı yurtdışından
gelen 25 bilim adamı, 40 asistan öğrenci onlarca değişik
araştırmaya imza atmaya başladı. Ekip, kamuoyunun dikkatini
bilim çalışmalarına çekmek için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a
yeryüzünün en küçük ‘nano Türk bayrağı’nı hediye etti.
Üniversite bünyesinde inşa edilen 6 katlı 7 bin 200 metrekarelik
merkezin temeli ise geçen ay atıldı, merkez inşaatının ocakta
bitirilmesi planlanıyor. Yüksek lisans ve doktora öğrencisi
yetiştirmek üzere açılan Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Yüksek
Lisans ve Doktora Programları YÖK tarafından geçen temmuzda
kabul edildi. Başvurular gecikmeden başlatıldı ve büyük ilgi
gördü. ABD’deki iyi üniversitelerden kabul almış yeni mezun
öğrencilerin bir kısmı bu sayede ülkemizde kaldı. UNAM; tekstil,
elektrik, elektronik mühendisleri ve tıpçıların da aralarında
yer aldığı 20 kişilik öğrenci ve asistan grubu, ekibe dâhil
olacak 150 uzmanla birlikte tam bir bilim adamı fabrikasına
dönecek. Öğrenciler ABD’deki üniversite modellerinde olduğu gibi
hem bilimsel araştırma yapacak, hem de buluşlarını endüstriyel
hale getirmek için UNAM civarında şirketler kurabilecek.
UNAM Proje Yöneticisi Prof. Dr. Çıracı, proje yatırım bütçesini
beş yılda 100 milyon doların üstüne çıkarmak istediklerini dile
getiriyor: “Dünya ileri teknoloji üreten bu tip merkezlerle yeni
bir devrime hazırlanıyor. Türkiye bu yarışta geri kalmamalı.
Bunun için her üniversitede her şehirde bir merkez kurup dağınık
çalışmak yerine ulusal projelerin tek merkezden yönetildiği
UNAM’la işe başlanmasını önerdik. Proje kabul gördü. Yeni
teknoloji ve uzmanlar yetişince Türkiye’nin dört bir yanında
nanoteknoloji ve nanobilim laboratuarları açılacak. Yatır kazan
projeleriyle UNAM, dünyadaki diğer merkezlerle yarışabilir
konuma gelecek.”
Türkiye’nin ileri teknoloji macerası aslında Turgut Özal’lı
yıllara dayanıyor. Prof. Dr. Çıracı, 1986’da bir NATO konferansı
dönüşünde dünyanın ileri teknolojiye yönelişini bir brifingde
merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a anlatır. 3,5 milyon doları
devlet, 1,5 milyon doları üniversite yönetimince karşılanan
fonlarla bilim üretmek amacıyla Bilkent Üniversitesi bünyesinde
Millî Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığı desteğiyle
İleri Araştırmalar Laboratuarı (İAL) kurulur. Bu laboratuar
şimdi uçaklara takılan hassas füze detektörlerinden atomik
kuvvet mikroskoplarına, nanoteknoloji deneylerinden enerji
projelerine kadar birçok bilimsel ve ‘millî’ çalışmaya ev
sahipliği yapıyor. Laboratuar, uluslararası camiada kendinden
söz ettiren bilim adamlarını yetiştirdi.
ABD’DEN GELEN NANO BEYİNLERTürkiye’nin dünya genelinde
nanoteknolojide ileri ülkeler arasına girmesi gerektiğini
vurgulayan Salim Çıracı, “Bunun için bilim adamı altyapımız var.
Siyasî irade de desteğini ortaya koydu. Özel sektörün Ar-Ge
yatırımları, üniversitelerin sinerjisi birleşince yol açılacak.”
diyor. Ona göre nanobilim, teknolojiyi gelişmiş ülkelerin
tekelinden alıp, bilim üreten ülkelerin tekeline veren yeni ve
ileri bir sanayi devrimi. Çıracı; sanayi ve ticaret odalarını
sivil toplum kuruluşlarını ve bilim üreten herkesi projeye sahip
çıkmaya çağırıyor. UNAM, DPT ile 9, Sağlık Bakanlığı ile 8, MSB-ARGE
ile 6 proje, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Tekstil İşverenleri
Derneği ile birer projenin çalışmalarına şimdiden başladı. Geçen
hafta DPT’ye projelerini sunan merkez yakın zamanda bilim ve
sanayi sektörünün önünü açacak çalışmalarıyla adını duyuracak.
UNAM mevcut kadrosundaki 25 bilim adamına ilave olarak,
yurtdışında bu alanda (özellikle ABD) çalışan beşi üst düzey
25’ten fazla bilim adamıyla da yakın temas içinde. Sürtünmesiz
yüzeyler konusunda çığır açan Türk bilim adamı Prof. Dr. Ali
Erdemir (Argonne Ulusal Laboratuarı), Princeton
Üniversitesi’nden Prof. Dr. İlhan Aksay (nano malzemeler), Dr.
Refik Kortan (organik güneş pilleri), Dr. Taner Yıldırım
(hidrojen depolama) daha şimdiden araştırma grupları içinde
çalışmaya başladı.
Dışardan destek olanların yanında Türkiye’ye dönerek
nanoteknoloji ateşini büyütmeye çalışan bir grup genç bilim
adamı da var. Erman Bengü, Emrah Özensoy, İhsan Gürsel, F. Ömer
İlday, Aykutlu Dânâ, Tuğrul Senger ve Mehmet Bayındır
eğitimlerini Türkiye’de alıp, yaptıkları başarılı çalışmalarla
ABD’nin bilim adamları listesinde sıralamaya giren, ancak şimdi
ülkelerine dönmeye karar veren isimler. Kendi tabirleriyle
onlarınki ‘tersine beyin göçü’.
ABD’deki Massachusetts Institute of Technology (MIT)
laboratuarlarını ve bilimsel imkânlarını terk edip UNAM’a
katılan isimlerden biri de Yardımcı Doçent Mehmet Bayındır.
Isıyı ve ışığı hisseden kumaşlarla ilgili yaptığı başarılı
çalışmalar sonucu Amerikan Ordusu’nun gelecek 20 yılda giysi,
kamuflaj ve donanımlarında devrime sebep olacak gelişmelere imza
atan bir isim aynı zamanda. ABD Askerî Nanoteknoloji
Enstitüsü’nün belki de geleceğini ve milyar dolarlık pazarını
altüst edecek buluş ve patentlerin bir kısmının daha şimdiden
sahibi. Türkiye’ye döndükten sonra araştırmaya ayrılan
kaynakların fazlalığı karşısında çok şaşırdığını anlatan
Bayındır, kurulacak yeni araştırma merkezleriyle yurtdışındaki
genç bilim adamlarının geri döneceklerini düşünüyor.
KANSER HÜCRELERİNE FİBER TEKNOLOJİ
Mehmet Bayındır’ın yaptığı birçok çalışma uluslararası bilim
dergilerinde kapak oldu. Kanserli hücrelerin yüksek enerji
taşıyabilen akıllı fiberlerle dağlanarak (yakılarak) tedavi
edilmesi bu alanda çığır açtı. Bir hastanın sigara dumanından
dolayı akciğer kanallarında meydana gelen kanserli tümör
dokuları Harvard Brigham ve Kadın Hastanesi’nde yapılan
operasyonda neştersiz, cerrahî müdahalesiz bir şekilde yok
edildi. Bayındır’ın da içinde bulunduğu grubun keşfettiği lazer
fiberlerle hastanın akciğerine girildi. Kamera yardımıyla
yapılan operasyonda ince fiberlerin taşıdığı lazerle tümör
bulunduğu yerde yakılarak ortadan kaldırıldı. Kanserli hücrenin
çoğalması, tümörün tekrar nüksetmesi gibi birçok olumsuzluk da
yaşanmamış oldu. Bayındır ve grubu bu fiberlerin daha gelişmiş
versiyonunu Türkiye’de üretip en kısa sürede hastanelerde
kullanılır hale getirmek istiyor.
Bayındır, ayrıca akıllı askerî üniformaların tasarımında
kullanılacak ısıyı ve ışığı hisseden, güneş ışığını enerjiye
çevirebilen yeni nesil kumaşlar, kızıl ötesi ışık sensörlerini
kapsayan fibersensör projesi üstünde çalışıyor. Genç bilim adamı
en büyük hedefini “Önümüzdeki 20 yılda ülkemizde ürettiği bilimi
insanımızın refahı için kullanacak, dünya ile rekabet edecek
bilim adamlarını yetiştirmek.” sözleriyle izah ediyor.
Yardımcı Doçent F. Ömer İlday, dünya literatürüne giren ‘darbeli
similariton lazer’in mucidi. Nanosaniye (milyarda bir saniye)
aralıklarla art arda gelen femtosaniye (saniyenin milyonkere
milyonda biri) uzunluğunda güçlü ışık darbeleri üretmeyi başaran
İlday, böylece ebat olarak daha küçük, maliyeti daha düşük ve
yüksek enerjili fiber lazerler geliştirdi. Patent başvurusunu
yaptığı bu lazerlerin çelik, RDX, cam, seramik ve canlı dokular
dâhil her türlü malzemeyi nanometrik boyutlarda hassas ve
hasarsız şekilde kesilip işlenmesiyle ilgileniyor. Bu lazerler,
çok önemli askerî ve elektronik uygulamaların yanı sıra
günümüzde tıp alanında göz optik ameliyatlarında kullanılıyor.
Ancak yakın gelecekte bunun ötesine geçerek hücre ve doku
kayıplarını en aza indirecek, ameliyatlarda tek tek hücre
seviyesinde operasyon imkânı da sunacak.
AĞRISIZ KULAK VE DİŞ TEDAVİSİ
Cornell Üniversitesi laboratuarlarında ürettiği bu lazerler
icadından sadece bir yıl sonra ABD sanayisine kazandırılmış.
Clark-MXR isimli bir firma İlday’ın icadını üretip Magellan
isimli bir lazer olarak endüstriyel hale getirmiş. İlday, soğuk
lazer neşterleri adıyla yaptığı çalışmada ise femtosaniye
lazerleri tıbbî uygulamalara adapte etmeye çalışıyor. Böylece
beyin ameliyatlarında bir mikrometrelik bir urun alınması,
dişçilikte ağrısız, acısız diş müdahaleleri, dolgu vb.
çalışmalar mümkün olacak. Canlı hücreler üzerinde nanocerrahi,
iç kulak ve kalp damarları gibi hassas organlarda risksiz
ameliyatlar belki de bu buluş sayesinde yapılacak. Dişimize
nanometrik delikler açmak demek, kim bilir bir gün dişlerimize
nano çip ve kamera takmak anlamına da gelecek.
UNAM’ın en temel araştırma alanlarından biri de hidrojen
depolama. Hidrojen yeryüzünün en hafif atomu. Yandığında çevreyi
kirletmiyor. En büyük sorunu ise yeterince küçük alanlar içinde
depolanamaması. Bunun için ya yüksek basınca ya da
nanoteknolojiye ihtiyacınız var. Prof. Dr. Salim Çıracı ile ABD
Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nden (NIST) Dr. Taner
Yıldırım nano yapılar içerisine yüksek kapasitede hidrojen
depolayabilecek bir modeli hayata geçirdi. ABD Enerji Enstitüsü
depolarda alanın yüzde 6’sının üstünde hidrojen
sıkıştırılabilmesi halinde bunu başarı olarak görüyordu. İki
Türk bilim adamı Titanyum atomuyla kaplanmış karbon nanotüplerde
hidrojen depolama kapasitesini önce yüzde 8’lere, daha sonra
doktora öğrencisi Engin Durgun’la birlikte başka moleküller
kullanarak yüzde 22’lere çıkarabileceğini gösterdi. Nano-yakıt
hücreleri ekonomik anlamda üretilip işletilebilir hale
geldiğinde otomobillerde kullanılacak.
GÜVENEN: BU İHTİMAL TÜRKİYE’NİN UMUDU
Dünyada yüz binlerce kalp hastası damarlarındaki tıkanıklığı
açan kalp stentlerini taşıyor. Stentler zamanla tıkanıyor ve
kalp damarları yine işlemez hale geliyor. Bu durum ABD’deki
MIT’te malzeme bilimi alanında çalışma yapan bir grup tarafından
üç yıl önce çözüldü. Kanın içinde taşınan maddelerin yüzeye
tutunmasını engelleyecek malzemeler üstünde çalışan grup, stent
yüzeylerinin hiçbir şekilde tıkanmayacağı bir yöntemi keşfetti.
Böylece stentler tekrar tekrar takılıp çıkarılmayacaktı. Yeni
stentleri piyasaya süren şirket, bu satışlardan sadece 2004’te 3
milyar dolar gelir elde etti. Bilinen stentler (tekrar tıkanma
riski taşıdığı için) bin 500 ila 2 bin dolardan satılırken, yeni
stentler 10 bin dolardan alıcı buldu. Stentlerden 2007’de 10
milyar doların üstünde gelir bekleniyor. Malzeme bilimine
yapılan bu yatırım bilime yapılacak yatırımların küçük de olsa,
ekonomik olarak devrim niteliğinde kazançlara kapı
aralayabileceğini gösteriyor.
Nanoteknolojinin Türkiye’ye kazandıracağı ekonomik ve siyasî
gelişmeler üstüne çalışan Paris ve Bilkent Üniversitesi Öğretim
Üyesi ve eski DPT Müsteşarı Prof. Dr. Orhan Güvenen,
“Nanoteknoloji, bilim ve teknolojiyi altüst edecek. Malzemede,
bilgi ve iletişim teknolojilerinde, tıp, genetik gibi alanlarda
ihtilal olacak.” diyor. Güvenen’e göre bu değişim nanoteknoloji
üstüne çalışan ülkelere büyük bir ekonomik güç sağlayacak. Bu
alandaki bilimsel kırılmanın teknolojiyi transfer edene değil,
bilim üretene kazandıracağına işaret eden Güvenen, Türkiye’nin
on yılda bu alanda en gelişmiş ilk 8 ülke arasına gireceğine
inanıyor. Hedeflerin buna göre belirlenmesini istiyor.
UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün yönetim kuruluna atanan ilk Türk
olan Güvenen, nanoteknolojinin Türkiye’de askerî ve siyasî
çevrelerce dikkate alınması için gayret gösteriyor.
“Nanoteknolojiyle bilinmeyen molekülleri keşfetmek, üretmek
mümkün.” diyen Güvenen, Mehmet Bayındır gibi genç bilim
adamlarının keşfettiği ısı ve ışığa duyarlı fiberler, kurşun
geçirmeyen kumaşlar, lazer fiber teknolojilerinin tetiklediği
değişime dikkat çekiyor: “Nanoteknolojiyle güçlü bir ordu
oluşturma fikrine sahip ABD, 10 yılda ordusunun yüzde 80’ini
değiştirecek. Bu hem ekonomik hem fizikî olarak inanılmaz bir
büyüklük. Türkiye’de tekstil sıkıntıda; transformasyona gitmeli.
Kirlenmeyen, ısı ve ışık duyarlı akıllı ürünlere yönelmeli.”
Türkiye’de nanoteknolojiye yatırım yapan özel sektör
temsilcileri meyvelerini almaya başladı. İlk adımı atan Türk
boya sektörünün lideri DYO, nanoteknoloji ürünleri sayesinde
cirosunu katladı. Kendini temizleyen boyalar Nanotex (dış cephe)
Nanomat (iç cephe), UV koruyucu boya Nanolacke, yanmayan boya
Nanosön grubun yeni ürünleri arasında. Yaşar Boya’nın Ar-Ge’sinde
37’si mühendis 90 kimyager çalışıyor. DYO Ar-Ge Koordinatörü
Gülsen Çeliker, üniversite, devlet ve özel sektör üçlüsünün
‘nanoteknoloji stratejisi’ etrafında buluşması gerektiğine
dikkat çekiyor. AB projeleri ve uluslararası teknoloji
platformları ile şirket ortaklıkları bu anlamda iyi bir fırsat.
DYO Ar-Ge çalışmalarını UNAM ile paylaşıyor. Şirket TÜBİTAK’ın
desteklediği tekstil endüstrisi destekli bir dizi boya
araştırmasının da içinde. Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı’nda
2 bine yakın projeye ihtiyaç olduğunu hatırlatan Çeliker,
nanoteknoloji projelerinin ağırlık kazanmasını istiyor.
Nanoteknoloji boya sektörüne yangın koruma, enerji tasarrufu,
kendi kendini temizleme gibi avantajlar kazandırıyor.
TEKTSTİLDE KRİZE ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?
Tekstilde nanolif ve kullanım alanları projesi üzerinde çalışan
Pamukkale Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Yüksel İkiz,
elektrospinning yöntemiyle nanolif üretmeyi başarmış. İkiz de,
tekstil sektörünün kurtuluş formülü olarak nanoteknolojiyi
gösteriyor. Nanoliflerle yapay kan damarları, organlar;
filtrasyon, temizlik ürünleri üretilebileceğini kaydediyor.
Zorlu Tekstil Grubu, UNAM’ın 13 araştırma alanından biri olan
‘nanoteknoloji tabanlı tekstiller’ konusunda endüstriyel destek
sağlıyor. Korteks Genel Müdürü Necat Altın, bu teknolojinin
tekstilin üretim aşamalarında uygulanarak katma değeri yüksek,
üstün nitelikli ürünlerin geliştirilebileceğine işaret ediyor:
“Gelecek yıllarda pek çok yeni tekstiller üretilecek. En önemli
konular, anti-statik, anti-bakteriyel, suyu uzaklaştırıcı ve
nefes alabilen tekstiller olacak. Nano ve mikro partiküllerle
çalışan yeni teknolojiler bu tip tekstillerin üretimini
basitleştirecek. Daha ileri dönemlerde giyilebilen elektronik
cihazlar, örneğin kıyafet içinde çalışanlar, aktif olarak ısıtan
ve serinleten tekstiller odak noktası olacak.”
Korteks, yıllık 203 bin ton üretimle Türkiye’nin polimer
üretiminin yüzde 50’sini, polyester iplik üretiminin ise yüzde
55’ini karşılıyor. Polyester iplik üretimi ve kumaş bitim
işlemlerinden fonksiyonel tekstiller alanının yanı sıra
nanoteknolojide de Ar-Ge faaliyetleri yürütülüyor. İplik
fabrikasında nano malzemeler kullanarak ipliğin tekstilde
fonksiyonelliğinin artırılması, özellikle üretim süreçlerinin
kolaylaştırılması ve maliyetlerin düşürülmesi için araştırma
yapılıyor. Nano-malzemeler sayesinde polyester ipliğe ve
kumaşlara farklı özellikler verilerek malzeme ve üretim
teknolojisi ülkemizde geliştirilen yüzde 100 yerli patentli
tekstil ürünleri dünya piyasalarına sunuluyor.
Örneğin antistatik polyester iplik günümüze değin karbon siyah
katkılar ile yapılıyor ve üretilen iplikler siyah olduğu için
farklı renklere boyanamıyordu. Bu yüzden tekstil dokusunda
yalnızca siyah olarak kullanılıyordu. Korteks yürüttüğü proje
ile antistatik iplik üretiminde karbon nano tüpleri kullanarak
nihai tekstil kumaşına normal şartlarda istenilen renklere
boyanabilme özelliği kazandırmak istiyor. Çarşaf ve
nevresimlerde patlayan mikro kapsülleri kullanarak güzel koku
salan ev tekstili ürünleri üretimi başladı. Zorlu Grubu, Linens
bünyesinde üretim maliyetlerini düşürecek nanoteknoloji ile
kaplama yöntemlerinin geliştirilmesi üzerine de çalışıyor.
Korteks Ar-Ge Müdürü Mutlu Sezen, UNAM ile insan sağlığına,
güvenliğine ve konfora yönelik fonksiyonel tekstil malzemeleri
geliştirilmesi, akıllı tekstil projeleri konusunda
çalışılacağını belirtiyor. Projelerde kimyasal yöntemlerle nano
malzemeler hazırlanacak, bu malzemeleri tekstil ürünlerine
uyumlu hale getirmek için elyaf üretim ve tekstil proses
metotları geliştirilecek. Akademik bilgi ile sanayi imkânları
aynı potada buluşacak.
‘NANO-TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ 2008’DE BELLİ OLACAK’
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Yıldırım Erbil,
nanoteknolojinin Türkiye’deki geleceğini 2005-2008 dönemi
çalışmalarının belirleyeceğine inanıyor. Enstitünün kimya
alanında TÜBİTAK, ABD ve AB ile birlikte 6 ortak proje
yürüttüğünü anlatan Erbil ve ekibinin en önemli çalışmalarından
biri AMBİO Projesi. ABD Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın
desteklediği proje gemi altlarına mikroorganizmaların
yapışmasının engellenmesini, sürtünme kaynaklı enerji ve iş
kayıplarını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Sürtünmesiz yüzeyler
(nanotriboloji) UNAM’ın da öncelikleri arasında.
Sürtünme ve aşınmanın sebep olduğu ekonomik kayıplar millî
gelirin yüzde 4’üne ulaşıyor. Türkiye için bu 2004 rakamlarıyla
11 milyar doların üstünde kayıp demek. Bu yüzden otomobil,
makine, askerî araç kullanımı gibi hayatın her alanında sürtünme
ve aşınmanın en aza indirilmesi büyük önem taşıyor. Sürtünme ve
aşınma yoluyla malzeme kaybının en aza indirilmesi konusunda
araştırmalarda bor tabanlı malzeme kullanılmasına öncelik
verilecek. Çünkü Türkiye dünya bor rezervlerinin tam üstünde.
UNAM’ın uzun vadeli büyüme stratejisi ülke genelinde tüm
araştırmacıları aynı çatı altında çalıştırma, yapılan bilimsel
araştırmalar açısından ise ‘proje ve şirketleşme’ üstüne kurulu.
Yüksek lisans ve doktora tezlerinin uluslararası boyutta
gelişmesi kadar teknolojiye dönüşmesi de önemseniyor. Bu yüzden
akademisyen ve öğrencilerin Ar-Ge sonuçları ilk elden kamu ve
özel sanayi kuruluşlarına transfer edilecek. Prototiplere
yönelik bu araştırmalar Cyberpark ve Teknoloji Araştırma
Bölgeleri’nde pazara sunulacak. ABD’deki üniversite özel sektör
yapılanmasına benzer bir model oluşturulacak. Ar-Ge yapan
öğrenci ve akademisyenlerin gerekirse kendi şirketlerini kurarak
nanoteknoloji pazarına girmesi, araştırmaların kısa sürede
endüstriyel hale getirilmesi sağlanacak.
Nanoteknoloji ve nanobilim alanında çalışan diğer üniversite ve
kuruluşlar arasında Bilkent, ODTÜ, İTÜ, Koç, Sabancı, Ege
üniversiteleri, TÜBİTAK, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü yer
alıyor. Özel sektörde Arçelik, Vestel, Korteks, DYO, kamu
kuruluşlarında Roketsan, TAI çalışma yürütüyor. Şimdi tek hedef
var. Profesör Çıracı başkanlığında Türkiye’nin önüne yeni bir
vizyonla çıkan UNAM’ın merkez binasının bir an önce bitirilmesi,
laboratuar ekipmanlarının devreye alınarak bilimsel çalışmalar
yapılması; genç beyinlerle sanayi ve bilim alışverişinin
hızlandırılması.
NANOTEKNOLOJİ - NANOBİLİM NEDİR?
Her iki tanıma da ismini veren nano, bir fizikî büyüklüğün
milyarda biri demek. Uzunluk olarak bakıldığında bir nanometre,
metrenin milyarda birine tekabül ediyor. Nanobilim ve
nanoteknolojinin ortak bir tanımı olmasa da 1 ila 100 nanometre
boyutlarındaki malzemelerin anlaşılması, kontrol edilmesi,
atomsal seviyede değiştirilmesi ve işlevsel hale getirilmesi
olarak tarif ediliyor. Nanoteknoloji, fizik, kimya, biyoloji,
matematik, bilişim teknolojileri ve malzeme bilimi arasında
disiplinler arası bir saha olarak gelişiyor. Sağlık, elektronik,
malzeme ve inşaat, uzay ve savunma sanayileri ilk ürünlerin
üretildiği sektörler. En önemli alanlar, nanobiyoteknoloji ve
nano malzemeler.
ABD 8 YILDA TOPLAM 5 MİLYAR DOLAR HARCADI
Nanoteknoloji ekonomistlerin telkiniyle Başkan Bill Clinton
tarafından yaklaşık 13 yıl önce ABD’de en kritik ve öncelikli
yatırım alanı ilan edildi. Bilişim ve haberleşmeden başlayıp,
savunma sanayii, uzay ve uçak sanayii, tıp, moleküler biyoloji
ve gen mühendisliği gibi alanları doğrudan etkileyen
nanoteknoloji için ABD, aralarında NASA’nın da yer aldığı 9
ulusal laboratuarında 5 milyar dolara yakın kaynak harcadı.
Japonya da aynı dönemde 4 milyar doların üstünde yatırım yaptı.
AB, 7. Çerçeve Programı’nda öncelikli bilim alanı olarak tarif
ettiği nanoteknoloji için 4.8 milyar Avro yatırım yapılmasını
öngörüyor.
Dünya nanoteknoloji pazarının 2020’li yıllarda senelik yaklaşık
1 trilyon doları bulması bekleniyor. İsrail, Tel Aviv
Üniversitesi’nde ulusal bir nanoteknoloji merkezi oluşturdu.
60’tan fazla bilim adamı kadrosuyla bu alanda hızla ilerleyen
merkeze finans toplayan isim ise eski başbakan, Nobel ödüllü
siyasetçi Şimon Peres. Yunanistan da Girit’teki Heraklion
Araştırma Merkezi’nde 500 araştırmacısıyla yarışa dahil olan
ülkelerden.
ABD 3 TRİLYON GELİR BEKLİYOR, ÇİN 1 MİLYON UZMAN YETİŞTİRECEK
ABD, 2015 yılında nanoteknoloji ürünleri satışından üç trilyon
dolar gelir bekliyor.
ABD ve İngiltere’de tekstil sanayiinin nanoteknoloji sayesinde
yeniden dirilmesi hedefleniyor.
Çin, bir milyon nanoteknoloji uzmanı yetiştirmek üzere yeni bir
program başlattı.
Nanoteknoloji sayesinde tıbbi tedavi yöntemleri tamamen
değişecek.
Dünyada bir yılda on milyar kere milyar bit bilgi üretiliyor. Bu
kadar bilgiyi nanoteknoloji kullanılarak bir santimetreküp
hacimde depolamak mümkün olacak.
ABD’de nanobilim eğitiminin ilkokullarda başlaması tavsiye
ediliyor.
ULUSAL NANOTEKNOLOJİ MERKEZİ HANGİ ALANDA NE YAPACAK?
(Web adresi:
www.nano.org.tr)
UNAM’ın 21 araştırma grubu var. Bu gruplar endüstri ve ileri
teknolojinin onlarca değişik alanında proje üretmeye başladı.
Öncelikli alanlardan bazıları şöyle:
HİDROJEN DEPOLAMA:
Enerjinin verimli kullanılması ve alternatif enerji kaynağı
açısından dünyanın en önemli gündemi hidrojen. UNAM
akademisyenleri hidrojen enerjisinin depolanması konusunda
dünyaya önderlik eden kuramsal ve deneysel sonuçlar elde ediyor.
Prof.Dr. Salim Çıracı ile ABD’de çalışan Dr. Taner Yıldırım’ın
geçiş elementleri (Pt, Pd, Ti, V) ile işlevleştirilen nanotüpler
ve moleküllere çok yüksek kapasitede enerji depolanabileceğini
gösterdi. Yüksek performanslı bilgisayarlar aracılığıyla
modellenen yeni hidrojen depolama yönteminde titanyum atomları
(koyu mavi) karbon nanotübün yüzeyine (açık mavi) bağlanabildi.
Her titanyum atomuna 4 hidrojen atomu bağlandığı için nano bir
yapı içinde yüksek oranda depolama gerçekleşiyor. İki bilim
adamına Nanotüpler araştırma grubundan Doç. Dr. Oğuz Gülseren,
Yrd. Doç. Dr. Erman Bengü, Yrd. Doç. Dr. Tuğrul Senger de destek
oluyor.
NANOBİYOTEKNOLOJİ
Son yılların en önemli tıbbi problemlerinden biri olan kanser
hücrelerinin sağlıklı hücrelere zarar vermeden öldürülmesi
üzerine yoğunlaşılıyor. Kemoterapi gibi yöntemler kanserli
hücreleri yok ederken aynı zamanda sağlıklı dokulara zarar
veriyor. Bilim adamları bunu ortadan kaldırmak için farklı
metotlar üstünde çalışıyor. DNA molekülünün genişliğinin yarısı
kadar nanotüpler kanserli dokulara kontrollü şekilde transfer
ediliyor. Benzer başka yöntemler de hem tıpçıların hem
biyoteknoloji uzmanlarının gündeminde. Ancak nanokeseciklerle
kanser terapisi konusunda Türk bilim adamları iddialı ve çığır
açacak gelişmeler üstünde çalışıyor. UNAM Nanobiyoteknoloji
Grubu’nda Yrd. Doç. Dr. İhsan Gürsel, Prof. Dr. Mehmet Öztürk,
Prof. Dr. Tayfun Özçelik, Yrd. Doçentler Tamer Yağcı, Can
Akçalı, Cengiz Yakıcıer ve Uygar Tazebay yer alıyor.
NANO TEKSTİL - AKILLI TEKSTİL
Kirlenmeyen, kırışmayan, su geçirmeyen, renk değiştiren ya da
renk tutan kumaşlar başta olmak üzere tekstilin her alanında
çalışmalar yürütülecek. Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası,
Korteks, Pamukkale Üniversitesi, UNAM’ın işbirliğini başlattığı
taraflar. Akıllı askerî elbiseler, ısı ve ışığa duyarlı fiber
tabanlı akıllı sensörler gibi uygulamalar da araştırma grubunun
öncelikleri arasında. Hedef Türkiye’nin tekstil alanındaki
liderliğini sürdürmesi, kaliteli ve yüksek katma değerli tekstil
üretimi için bilgi ve Ar-Ge altyapısı oluşturmak. Çalışma
grubunda yer alanlar: Yrd. Doç. Dr. Mehmet Bayındır, Doç. Dr.
Ömer Dağ, Prof. Dr. Şefik Süzer, Prof. Dr. İskender Yılgör, Yrd.
Doç. Dr. Yüksel İkiz ve Dr. Mustafa Üreyen.
NANOTEKNOLOJİDE BİR MÜKEMMELİYET MERKEZİ
Prof. Dr. Salim Çıracı (Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi
Proje Yöneticisi)
20. yüzyılda gelişmiş ülkelerin güçlenip yüksek bir bilimsel ve
teknolojik düzeye gelmelerinde araştırma merkezlerinin payı
büyük oldu. ABD’de iletişim, bilişim ve otomotiv devlerinin
üretim şirketlerinin yanı başlarında kurulan araştırma
merkezleri bu ülkeyi teknolojide tartışmasız liderliğe taşıdı.
Global ekonomi ve serbest ticaret rejiminde sanayi kuruluşları
ancak etkin araştırma-geliştirmeleri sayesinde ayakta
kalabiliyor, başarısız olanlar ise siliniyor. Teknolojiyle lider
ekonomi haline gelen ülkeler artık 21. yüzyıla nanoteknolojinin
damgasını vuracağına, bu teknoloji ürünlerinin insanların
yaşantısını derinden etkileyeceğine kesin bir gözle bakıyor.
Nanoteknolojiyi geliştiren ve iyi kullanan ülkeler güçlenip
yükselirken, geride kalanlar ‘aşağıdakiler’ sınıfında kalmaya
mecbur olacaklar.
2025 yılına kadar her alanda gelişmesini tamamlayıp yaşantımızın
her alanına girecek nanoteknolojide araştırma işlevi her şeyden
daha da çok önem taşıyor. Daha yarışın başında geniş araştırma
olanaklarına ve deneyimli uzmanlara ihtiyaç duyuluyor. Araştırma
olanaklarının ve insan kaynaklarının çok bol olduğu ABD’de bile
nanoteknoloji araştırmalarında mevcut imkanları verimli
kullanabilmek için üniversite ve araştırma merkezleri ‘araştırma
üçgenleri’ni oluşturdular. Ülkemiz için stratejik önem taşıyan
Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nin (UNAM) kuruluşunda da
mevcut kaynakların etrafa dağıtılması yerine bir merkezde
toplanması benimsendi. Başarısız bir örneğin yeni girişimlere
kötü örnek olup engellemesi ihtimali ortadan kaldırılmak
istendi. UNAM’ın belki en önemli işlevi ülke sathına yayılan az
sayıda uzmanımızdan azami yarar sağlamak ve uzman sayısını hızla
artırmak olacak.
Belirlenen kritik konularda proje çağrılarına üniversite ve
sanayi kuruluşlarından ilgili araştırmacıların katılmasını,
merkezin olanaklarını etkin ve verimli kullanarak projeleri
sonuçlandırmayı hedefliyoruz. Böylece merkezde kazanılan
deneyimleri başka üniversitelere ve kuruluşlara taşıyarak yeni
uydu araştırma merkezleri oluşturulacak.
Merkezde fizik, kimya, moleküler biyoloji ve genetik, uygulamalı
matematik ve mühendislik dalları ile yeni başlatılan disiplinler
arası malzeme bilimi ve nanoteknolojide yüksek lisans ve doktora
programları ve tez çalışmaları araştırma projelerine ivme
kazandıracak. Bütün bunlar yeni uzmanların yetişmesine olanak
sağlayacak. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarının çoğunluğunun
yeni ürünlerin ve teknolojilerin geliştirilmesine yönelik olması
bu ürünlerden ‘spin-off yöntemi’ ile, yani ana bünyeden ayrılmak
suretiyle şirketlerin kurulması yine merkezin hedefleri
arasında.
Çok sayıda yetenekli gencimizin yabancı bir ülkede eğitimini
tamamlama ve orada yaşamına devam etme tutkusu ve bunun sonucu
korkunç boyutlara varan beyin göçü kanımca Türkiyemizi tehdit
eden en önemli sorunlardan biri. Göçlerle kaybettiğimiz
beyinlerimizi tekrar kazanmak amacı ile UNAM’da yurtdışında
çalışan çok değerli bilim insanlarımızın adeta anavatanlarında
ilişki kurdukları, belli zamanlarda ziyaret edip ortaklaşa
araştırma yapacakları bir ortam oluşturuldu. Böylece yurtdışında
yaşayan bilim insanlarımızın ülkeye tam dönüşleri sağlanamasa
bile onların ülkeleri ile bilimsel irtibatları kurulmuş olacak.
Bu tür ilişkiler sayesinde İsrail, İtalya, Yunanistan ve
Hindistan gibi ülkelerde yurtdışına göç eden çok sayıda bilim
adamı küçümsenemeyecek teknoloji transferi sağladı.
Nanoteknoloji gerek karakteri gerekse ilgilendiği boyutların
kuantum rejimi içinde bulunması nedeni ile bilimin en uç
sınırlarında bulunuyor. Uygulamalı araştırmaların bilimsel
temele oturması başarının temel koşulu. Merkezdeki uygulamalı
çalışmalar ileri seviyede kuramsal çalışmalar ve çalıştaylarla
desteklenecek, araştırmalara en ileri düzeyde kuramsal girdiler
verilecek.
Sonuç olarak, UNAM kuruluş çalışmalarında birçok başarılı ve
başarısız girişimden ders alınarak beklentilerimizi
gerçekleştirecek plan ve programlar yapıldı. Beklediğimiz kaynak
temin edilip programlı büyümemiz sürdürülürse yakın gelecekte
merkezden çeşitli başarı öykülerini duyurabileceğimize,
sanayimize ve ülke savunmasına nanoteknoloji konusunda en üst
düzeyde destek vereceğimize inanıyoruz.
|