|
|
|
|
|
|
DÜNYA SU KRİZİNE DOĞRU GİDİYOR |
| |
|
03 Temmuz 2006 |
| |
|
Dünya yer yüzündeki
su sıkıntısını günlerdir tartışırken Gebze Yüksek Teknoloji
Enstitüsü(GYTE) İşletme Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr.
Cemal Zehir, çarpıcı açıklamalarda bulundu. |
| |
|
RÖPORTAJ: Murat
DAĞDEVİREN
Suyla can buldu bu yer yüzü. Suyla nesiller büyüdü. Suyla
ağaçlarımız büyüyüp, bitkilerimiz çiçek açtı. Tüm
kirliliğimizi suyla temizledik. Tüm kötülüklerden suyun
berraklığı ile adındık. Kimi zaman hayat olup damarlarımızda
dolaştı su, kimi zaman sesiyle huzur verdi. Bazen huzuru suyun
maviliğinde aradık. Bazen deniz suyunun çokluğu hayallerimizi
geliştirdi. Ama su bize hiçbir zaman karar vermedi. Taki biz onu
kirletinceye kadar. Biz suyun aktığı yatakları işgal ettik. Oda
bizim evlerimizi bastı. Biz suyu kirlettik o da bizi zehirledi.
Ama her zaman bir anne gibi şefkatli olmaya devam eden su, tüm
dünyaya renk katmaya, hayat vermeye devam ediyor.
Fakat üzülerek söylemek gerekirse, dünyadaki su kaynaklarının
bilinçsiz kullanılışı ve doğal dengenin bozukluğu bizleri yeni
bir dar boğaza götürüyor. Artık tüm dünyada bilim adamları su
sıkıntısını tartışmaya açtı. Bu konuda hem Türkiye’de hem de
değişik ülkelerde su konferansları yapılıyor. Birde insanın
aklına su yokluğundan ölen insanlar gelince daha çok gerçeklerin
farkına varıyoruz. Dünya’daki ve ülkemizdeki su sıkıntıları
üzerine araştırmalarda bulunan GYTE İşletme Fakültesi Dekan
Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Cemal Zehir, konu ile habercionline.com’un
sorularını cevaplandırdı.
- Türkiye’deki su kaynakları hakkında bilgi verir misiniz? Bu
kaynaklar sizce yeterli midir?
Türkiye’de teknik ve ekonomik anlamda tüketilebilecek yer altı
ve yer üstü suyu miktarı 110 milyar metre küp, kişi başına 1692
metre küp su düştüğü belirlenmiştir.İhtiyaçların bölgesel ve
yerel oluşu ayrıca meteorolojik şartlar ile nüfus hareketleri ve
suyun nakli neticesinde Türkiye dahil birçok ülkede şehir suları
ihtiyacı karşılayamamakta ve kifayetli miktarda su arz
edilmemektedir.
El değmemiş kaynakların kullanıma açılmasının yanı sıra
kullanılanların israftan kurtarılması da başlı başına ayrı bir
potansiyel oluşturmaktadır. Ancak su kaynakları coğrafi ve
demografik nedenlerle kısıtlı olan ülkeler israftan kaçınmaları
yeterli bir tedbir değildir. Bu şartlar devam ettiği takdirde
2025 yılında 37 ülkede çok ciddi kuraklık yaşanacağı tahmin
edilmektedir. Bu nedenle su ticari bir meta olarak kabul
edilmeli, ortak ekonomik projeler (yani su boru hattı,
tankerlerle su taşınması, naylon su torbaları ve buz dağlarının
taşınması) ve yöntemlerle kurak bölgelere su ulaştırılması
gerekmektedir.
Bu sınırlı tatlı su kaynakları da, ev, ve endüstriyel atıklar,
yanlış tarım uygulamaları ve benzeri sebeplerle hoyratça
kirletilmektedir. Ozon tabakasındaki tahribat ve hatta delinme
sebebiyle, sera etkisiyle dünyamızın yakın bir gelecekte biraz
daha ısınması, yağışsız kurak bir periyoda girilmesi, su
tüketiminin de buna bağlı olarak artması söz konusudur.Bu
sebeple bütün ülkeler, tatlı su kaynaklarını özel bir itinayla
koruyacak tedbirleri almaktadırlar.
-Su kaynaklarının yetersizliği ile ilgili olarak Dünya genelinde
karşılaşılan önemli problemler nelerdir?
Uluslar arası Su ve Çevre konferanslarında su kıtlığı ile ilgili
dile getirilen konuşma ve tebliğlerde aşağıdaki durumlar dile
getirilmiştir. 30 Milyonluk Meksika’da nüfusun %40’ına sağlıklı
içme suyu verilememektedir. Hindistan’da aşırı çekme ve
ormanların tahribi nedeni ile kuyulara kanalizasyon suyu ve
endüstriyel artıklar karışmıştır. Dünya kaynaklar Enstitüsü
1996’daki 5.3 Milyarlık dünya nüfusunun sadece 3.4 milyarının
ortalama; 50 lt/kişi/gün su alabildiği geriye kalan 2 milyar
kişinin temiz suyu olmamsı nedeni ile epidemik hastalıklar,
açlık ve ölümle karşı karşıya bulunduğu bildirilmektedir.
Unesco’nun hesaplarına göre her gün susuzluğa bağlı olarak
40.000 çocuk ishal, kolera gibi hastalıklardan ölmektedir.
Ürdün’de bazı kasabalarda insanlara haftada sadece iki gün içme
ve kullanma suyu verilmektedir. Çin’de yapılan bir çalışmada su
kaynaklarının sadece 700 milyon kişiye yetişebileceği tespit
edilmiştir. Susuzluktan bazı medeniyetlerin yok olduğu eski
zamanlarda bilinen hakikatlerdir, son yüzyıl içinde de benzer
hadiseler cereyan etmiştir. 1899’da Pnoenik şehri iki yıl
susuzluk sonucu yok olmuştur. 1954-1958 kuraklığından bir
milyonun üstünde kişi Rio de Jenerio ve San Paulo gibi güney
şehirleri civarına göç etmişlerdir.
Tokyo’da 1964 yılında 41 günlük ciddi su krizi yaşanmıştır.
1976-1977’de İngiltere ve ABD’nin batısı kuraklıktan
etkilenmiştir. İsrail’de Gazze akuferi seviyesi düşürüldüğü için
alttan gelen deniz suları ve kanalizasyon suları ile kirlenme
noktasına gelmiştir.
Polonya’da nehirlerin 1/3’ünün hiçbir amaçla kullanılamayacak
kadar kirli olduğu ifade edilmiştir. Mexico City’de musluklardan
devamlı su akmadığı, aktığı zaman ise sarı renkli ve kurtlu
olduğu görülmüştür. ABD’de EPA ( Emerion Protetion Agency) tüm
akarsu ve göllerin yaklaşık yarısının ve bazı yer altı sularının
kirlilik sebebi ile kullanılamaz durumda olduğu tespit
edilmiştir.
-21.Yüzyılda su sorunu ile ilgili olarak karşılaşılan problemler
nelerdir.
Günümüzde karşılaşılan su sorunları beş başlık altında
incelenebilir.
Dünya nüfus artışı: Dünyamızda bu yüzyılın başı ve sonu arasında
Dünya nüfus miktarı 10 kat artmıştır. Bu artış hala devam
etmektedir. Mevcut su kaynakları bu oranda devam edecek nüfus
artışını karşılamaktan uzaktır. Su kaynaklarının etkin kullanımı
için ihtiyaç duyulan finansman sorunları: Mevcut su
kaynaklarından endüstriyel ve tarımsal amaçlı optimum bir
biçimde yararlanmak için yapılması gereken tesislerin ihtiyaç
duyduğu finansal kaynakların Üçüncü Dünya Ülkelerinde
karşılanamaması önemli bir sorun olmaya devam edecektir.
Çevre kirlenmesi : Çevre kirlenmesinin en önemli boyutunu
oluşturan Üçüncü Dünya Ülkelerinin sanayileşme çabaları
oluşturmaktadır. Bu ülkeler gelişmiş ülkelerin gelişirken
geçtikleri yolları takip etme durumunda olduğundan yani çevreyi
koruyucu tedbirleri alacak finansal kaynağa ve teknolojik bir
güce sahip olmadıklarından çevre kirliliği su kirliliğini
beraberinde getirmeye devam edecektir. Bu sebeple gelişmiş
ülkeler daha güzel yaşanılabilir bir dünya için gelişmekte olan
ülkelere yardım etmedikçe ve kirlilik artarak devam edecektir.
Suyun tarımsal amaçlı kullanımı: Özellikle Ortadoğu’da yürütülen
kendi kendine yetebilen tarımsal üretim gücüne ulaşma
politikasından dolayı bazı ülkelerin aşırı su kullanma talepleri
su meselelerinin artmasına katkıda bulunmaya devam edecektir.
Örneğin, İsrail, Suudi Arabistan, Suriye, Irak bu
politikalarında ısrar etmeleri su meselelerinin çözümüne engel
olmaya devam edecektir.
Suyun kalitesinin korunması: Sanayileşen ve hızla kalkınan
Dünyamızda evsel, tarımsal ve endüstriyel artıkların, gölleri ve
akarsu havzalarını kirletmemesi için tedbirlerin alınmasını
zorunlu hale gelmiştir. Bu tedbirler alınmadıkça suyun
kalitesinin korunması gelecek zamanlarda da bir problem olarak
devam edecektir.
Dünyanın artan nüfusuna mukabil kaynakların bilgisizlikten
kirletilmesi ve egoistçe israfı, kaliteli ve arıtımlı suyun
ihtiyaçları karşılamaktan giderek uzaklaşmasına neden
olmaktadır. Bu sebepten bazı ülkeler atık suları arıtıp tekrar
kullanma yöntemine tevessül etmektedir.
- Su kaynaklarını koruyucu ne önlemler alınabilir. Açıklar
mısınız?
Netice olarak; su kaynaklarının sonsuz olmadığı düşünülerek
suların kirlenmemesi, kayıpların asgariye indirilmesi, arıtma
sistemlerinin geliştirilmesi, israfın önlenmesi, sınıf
farklılıkları arasındaki kullanım çarpıklığının makul düzeye
indirilmesi, kullanım sistemlerinin hakikaten temizliği
sağlayıcı ve lüzumsuz su israfını önleyici yeni yapılara
kavuşturulması, insanlara israf ve kirletmenin kötülüklerinin
anlatılması, başkalarına ait hakları hak sahiplerini yok ederek
kullanma vahim hatasından insanların sakındırılması gereklidir.
-Ülkelerin su yoksulu sayılabilmesi için önemli olan kriterler
nelerdir.Su kıtlığından ençok etkilenen ve etkilenmesi beklenen
ülkeler hangileridir.
Dünya’nın herhangi bölgesinde yaşanan veya yaşanacak olan su
kıtlığının yaşamı ne derecede tehdit ettiğini anlayabilmek için
değişik su yoksulluk ölçütleri geliştirilmiştir.Kıtlık İndeksi
dört değişkeni yansıtan dört ayrı indeksten oluşmaktadır. Bu
indeksler sırasıyla;
Birinci indekse göre bir ülkede su talebi sonuncuda tüketilen su
miktarı toplam yenilenebilir su kaynağının 1/3’ünden fazla ise o
ülkede su kıtlığı vardır ya da su kıtlığı tehlikesi artmaktadır.
Bu nedenle özellikle az yağış alan 12 Ortadoğu Ülkesi su kıtlığı
içinde yaşamaktadır. Bu ülkeler Mısır, İran, Irak, Ürdün,
Kuveyt, Libya, Suudi Arabistan, Tunus, Birleşik Arap
Emirlikleri, Yemen ve Bahreyn’dir. Bu ülkelerden özellikle Irak,
Dicle ve Fırat sularıyla dışarıdan beslendiğinden su kıtlığını
hissetmemektedir. İkinci indekse göre kullanılan suyun nüfusa
oranını ölçü almaktadır. Bu ölçüye göre bugün su sıkıntısını
hissetmeye başlayan Ortadoğu Ülkeleri 2025 yılında nüfusunun iki
kata çıkacağı düşünülürse büyük bir su kıtlığı tehlikesi ile
karşı karşıyadır, demektir. Üçüncü indekse göre kişi başına
kullanılabilen 1000 m3’ten az su olan ülkeler su kıtlığı
çekmekte olduğu kabul edilmektedir. Ortadoğu ülkeleri açısından
bugün için Mısır, İran, Irak, Sudan, Türkiye dışındaki ülkeler
su kıtlığı çekmektedir. Yapılan nüfus hesaplarına göre Mısır çok
yakında su kıtlığı çeken ülkelerin arasına girecektir.
Dördüncü indekse göre; kullanılabilir sular içinde sınır aşan
suların oranıdır. Ortadoğu ülkelerinde özellikle Irak, Suriye,
Ürdün, İsrail, Sudan ve Mısır’ın kullandığı suyun 1/3’ünden
fazlası sınırları dışından gelmektedir. Yani bu ülkelerin suları
üzerinde sınır aşan suların memba ülkelerinin etkilerinin büyük
olduğunu göstermektedir. Bu indekslerin hemen hemen hepsi
Ortadoğu bölgesinde bulunan her ülkenin su kıtlığı sorunu ile
karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir.
-Bilim çevrelerinde ve medyada son zamanlarda yoğun olarak su
problemlerinden bahsedilmektedir. Su problemin kaynağı
nedir.Özellikle Ortadoğu açısından değerlendirir misiniz?
Bugün gündemi oluşturan su probleminin temel iki kaynağı
vardır.Birincisi küresel ısınma nedeniyle oluşan buharlaşma
,İkincisi ise sınıraşan suların paylaşımıdır.Küresel ısınma
nedeniyle dünyada ortaya çıkan iklim değişiklikleri göze
çarpmaktadır.Bu ise dünya için önemli bir problemdir.Yanı buz
dağlarının erimesi , özellikle Antartika kıtasının erimesi dünya
için tam bir felaket oluşturacaktır. Dünya Kaynakları
Enstitüsünden Muhammed El-Ashry dünyada kullanılan suyun %65-70
kadarının buharlaşma, sızıntı ve verimsiz kullanımla
kaybedildiğini kaydetmektedir. Sınıraşan sular düşünüldüğünde
yine önemli bir problemle karşı karşıyayız.Yeryüzünde 214 tane
su kaynağı vardır. Dünya’nın % 40 ‘nın su ihtiyacını karşılayan
belli başlı nehirlerin 155 tanesi iki ülke tarafından
paylaşılmakta, 59’u ise 3 veya daha çok ülke tarafından
kullanılmaktadır. Bu sınıraşan nehirlerle ilgili olarak Ortadoğu
ciddi problemler yaşanmaktadır.Ortadoğu bölgesinin, su
kaynakları bakımından zengin olmaması ve su kaynaklarının bazı
ülkelerin elinde toplanması Ortadoğu’da bir su meselesini
gündeme getirmiştir. Ortadoğu’ya hayat veren beş su kaynağı
vardır. Bunlar Mısır ve diğer komşu Kuzey Afrika devletleri olan
Etopya, Sudan, Kenya, Uganda, Tanzanya, Burundi, Ruanda ve Zaire
tarafından kullanılan Nil Nehrinin suları; İsrail, Ürdün ve
Filistinliler tarafından kullanılan Şeria Nehrinin suları;
Lübnan, Suriye ve Türkiye tarafından kullanılan Asi Nehrinin
suları; Türkiye, Irak ve Suriye tarafından kullanılan Fırat ve
Dicle Nehirlerinin suları. Türkiye su kaynakları bakımından
dünyanın en problemli bölgelerinin birisinde yer almakta. Zira
Asi, Fırat ve Dicle Nehirlerinin kullanımı Türkiye ile Irak ve
Suriye arasında anlaşmazlığa yol açmaktadır. Su paylaşımının
adeta politik güç paylaşımı olarak görüldüğü Ortadoğu bölgesinde
tarafların bir orta yol bulmaması durumunda önümüzdeki çeyrek
asır içinde bölge şimdiye kadar görülmemiş bir çıkmaza ve kaosa
sürükleneceği tahmin edilmektedir..
-Medeniyetler savaşının yerini su savaşları alabilir mi? Olası
bir su savaşı ne zaman baş gösterir? Türkiye’nin bu savaştaki
durumu ne olur ?
İnsanlığa hizmet olarak Osmanlı Devleti zamanında bir medeniyet
kaynağı olarak kullanılan sular, insanlığa sebil, hamam, sulama
kanalı ve içme suyu olarak Osmanlı coğrafyasının her yerinde
vatandaşlarının hizmetine sunulmuştu. Bugün Osmanlı Devletinin
yıkılması sonucu ortaya çıkan doğal sınırlar yerine suni olarak
çizilen sınırlarla birbirlerinden ayrılarak oluşturulan
devletler arasında Nil, Şeria, Ası, Dicle, Fırat, Aras, Meriç,
Tuna ve birçok irili ufaklı nehirler yüzünden büyük anlaşmazlık
vardır.
Yüzyıllardır insanoğluna ferahlık bahşeden su, son günlerde bir
savaş sebebi olarak ısıtılmaktadır. Su savaşları kazanını ısıtan
ateş, Ortadoğu'yu ısıtacağa benzemesine rağmen; kazanın saç
ayakları: Türkiye, Irak ve Suriye'dir. İnsanın hayatı ile
eşdeğer duruma gelen su, çoğalan nüfus ile de önemini artırarak
korumaktadır. Bununla beraber Dünyada hızla artan nüfus, gelişen
tarımsal ve endüstriyel amaçlı su kullanımı, Türkiye’nin de
dahil olduğu Ortadoğu coğrafyasında suyun önemini arttırmıştır.
Su konusunda büyük problemlerin yaşanacağı yıllar gerekli
tetbirler alınmadığı takdirde hızlı nufus artışı ve küresel
ısınma dolayısı ile 2020’lı yıllar olacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları
karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Bölgede ciddi bir su sıkıntısı
vardır. Bu durum gelecekte bölgede patlak vermesi muhtemel
savaşların önemli potansiyel nedenlerinden biri olabilir.
Ortadoğu, artan nüfus ve azalan kaynaklar nedeniyle su
kıtlığından zarar görecek tüm bölgelerin en duyarlılarından
birisidir. Sıcak savaş ortamının eksik olmadığı Ortadoğu
bölgesinde su savaşları tezlerini eleştirsek bile, geleceğin
bütün çatışmalarında etkili olacak faktörlerin önemlilerinden
birisi de su meselesi olacaktır. Su savaşları gibi, bölge dışı
güçler tarafından elbirliği ile geliştirilen senaryoları, takip
etmekle beraber, gerçeğin ta kendisi imiş gibi değerlendirmekten
kaçınmalıyız. Çünkü bu tür senaryolar, olacağı vermekten çok,
zihinleri şartlandırmaya yönelik komplo teorilerdir. Savaş
provokasyonlarını engelleyecek tezler, Türkiye'nin elinden
çıkmalıdır.
-Ortadoğu böyle bir su krizinden nasıl etkilenir? Mesela
Türkiye-Suriye ilişkileri gerilir mi?
Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları
karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Bölgede ciddi bir su sıkıntısı
vardır. Bu durum gelecekte bölgede patlak vermesi muhtemel
savaşların önemli potansiyel nedenlerinden biri olabilir
Ortadoğu bölgesinde su kaynakları hayati bir öneme sahiptir.
Ortadoğu’da su yetersizliğinin artma nedenlerinin başında yılda
ortalama 2.8’lik bir hızla artan ve 2002 yılında 430 milyon
civarında tahmin edilen nüfus gelmektedir. Bu durum orta ve uzun
vade de krizin çıkacağını göstermektedir. Bölge ülkeleri
arasında varolan milli çıkarlar, geleneksel çekişmeler,
kentleşme ve sanayileşmeyle krizin daha önce olmasına neden
olabilir. Bu genel değerlendirme Ortadoğu’da bir
istikrarsızlığın olduğunu göstermektedir. Su bakımından fakir
olan ülkeler, kendilerine oranla su zengini saydıkları ülkelerin
su kaynaklarına göz dikmektedirler. Sınır aşan nehirlerle ilgili
ülkeler arasında da su kullanımı konusunda büyük ihtilaflar
doğmaktadır. Bu sebeple sık sık “su savaşları” senaryoları
üretilmektedir.
Bugüne kadar, ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin Ortadoğu’ya
olan ilgileri petrol ağırlıklıydı. İkinci Dünya Savaşı
döneminde, İngiltere’de Başbakan olan Mr.Churchill’in “Bir damla
petrol, bir damla kandan daha değerlidir.” Sözü Batılıların
petrole bakış açılarını çok açık bir şekilde göstermektedir.
Bugün ise su, Ortadoğu’da petrol kadar Batılıların
gündemindedir. ABD yönetimine hizmet veren bir “Stratejik
Araştırmalar Merkezi”nin yayınında şu görüşler ifade
edilmektedir. “Ortadoğu’daki jeopolitik ilgilerimiz, bugüne
kadar petrol ağırlıklıydı. Şimdi su da, bölgede en önemli bir
politik silah haline gelmektedir. Batılıların Körfez
petrollerine olan bağımlılığı sürekli bir şekilde artmakla
beraber, emniyetle iddia edebiliriz ki, bu asrın sonuna kadar,
bu bölgenin politik durumunu su şekillendirecektir.
“Ortadoğu'daki su kaynaklarının geliştirilmesi, Amerika için en
kritik dış politika konusudur.”
Ortadoğu ülkelerinde, büyük oranda su sıkıntısı çekilmektedir.
Türkiye, Suriye, Irak ve Lübnan su bakımında diğer ülkelere
kıyasla daha iyi durumdadırlar. Buna mukabil, Ürdün, İsrail,
Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri ise çok büyük bir su
sıkıntısı çekmektedirler. Fırat ve Dicle Nehirleriyle, nispeten
daha küçük bazı çaylar ve dereler bu bölgeden doğmaktadır. Su
sıkıntısı çeken Ortadoğu ülkelerinin gözü bu yüzden Türkiye’nin
su kaynaklarının üzerindedir.
Türkiye’nin ciddi su meselesi olduğu ülkeler Suriye ve Irak’tır.
Türkiye’nin Irak ile Dicle ve Fırat Nehri konusunda; Suriye ile
Dicle, Fırat ve Asi Nehirleri konusunda anlaşmazlıkları vardır.
Türkiye’nin Fırat ve Dicle Nehirleri üzerinde yapmış olduğu
bütün tesislere Irak ve Suriye her dönem itiraz etmiştir. Bu
ülkelerin itirazlarının kaynağını kullandıkları su miktarının
azalacağı endişesi oluşturmaktadır.
Su konusunda ortaya çıkan herhangi bir çatışma orta doğuda tüm
ülkelerin ilişkilerini zedeler.Hangi ülkenin hangi ülke ile
işbirliği yapacağını şimdiden tespit etmek zordur.Garip
ittifakların çıkması muhtemeldir.
-Türkiye'yi bu konuda ne bekliyor? Türkiye'nin hazırlıkları
neler?
Türkiye Ortadoğuya yönelik olarak en ciddi tezleri ileri şürmüş
olan ülkedir. Türkiye son yıllarda bir su politikası oluşturmaya
çalışmaktadır. Türkiye, daha önceleri su kaynakları konusunda
belirlenmiş stratejik bir su politikası olsaydı su
kaynaklarından daha verimli yararlanma imkanına sahip olmuş
olurdu. Türkiye’nin su politikası oluşturmaya
çalışması,Türkiye’nin uluslararası alanda kendi tezlerini
savunmada büyük faydası olacağı düşünülmelidir. Günümüzde su
meseleleri, bölgesel çatışmalar açısından daha sık dile
getirmekteyken bölgesel bir su stratejisi geliştirme zarureti,
belki de gerçekten ulusları bölgesel bir barışa doğru itebilir.
Bölgedeki çoğu hükümetler, artık tahliyesi, tuzlanma, su kaynağı
kirlenmesi ve etkin olmayan işe yaramaz su dağıtım sistemlerinde
dahil su meselelerine daha büyük ilgi gösterme gereği
duymaktadırlar. Yerleşim yerlerine dönük su temini, diğer
kullanımlar üzerinde önceliğe sahip bulunmaktadır. Bölge
ülkeleri su meselelerini halletmek için bölgesel bir su
stratejisine doğru bir politika gütmek zorundadırlar.
Ortadoğu’da su meselelerine çözüm ararken şu iki noktanın
üzerinde çözüm üretmekten başka yol yoktur. Bir yandan su arzını
artırmaya çalışırken diğer yandan su talebini sınırlamaya
yönelik tedbirler almak gerekir. Su arzını artırma yolları
incelendiğinde karşımıza şu altı seçenek çıkmaktadır. Bulutların
tohumlanması yoluyla yağmuru artırmak,yer altı su kaynaklarından
daha fazla yararlanmak,kullanılmış artık suları temizleyerek
yeniden kullanıma sunmak,tuzlu deniz sularını arıtma
tesislerinde işleyerek tatlaştırmaya çalışmak,kutuplardan buz
dağları getirerek bölge su sistemlerine katmak,başka ülkelerden
su ithal etmektir. Bunlardan en ekonomik olanı başka ülkelerden
su ithal etmektir.
Su yetersizliği ile karşı karşıya kalan Ortadoğu ülkeleri için
Türkiye’nin su meselesine çözümü için önerdiği Barış suyu ve
Manavgat çayı projesi ,hem ekonomik hem de stratejik açıdan çok
önemli projelerdir. Nüfusu hızla artan Ortadoğu ülkeleri,
kaliteli, ucuz ve bol suya ihtiyaç duymaktadır. Türkiye’nin
önerdiği dışarıdan bölge ülkelerine su akıtma tekliflerinde,
Türkiye’nin memba ülkesi olduğundan dolayı, yapılacak su ile
ilgili anlaşmalarda kendi ekonomik ve siyasi menfaatini daha
ağırlıklı hissettirmesi gerekmektedir. Türkiye’nin su akıtma
projelerine alternatif olarak ileri sürülen proje ve teklifler
de vardır. Bunlar Pakistan ve İran tarafından ileri sürülmüştür.
Bu teklifler halen kısmen sekteye uğramış olsa bile ilgili
ülkelerce değerlendirilmektedirler. Ayrıca İsrail, Nil sularının
Gazze şeridine akıtılmasını istemektedir. Bu çalışmaların bir
kısmının gelecek yıllarda uygulanması kaçınılmaz gibi
görülmektedir. Manavgat Çayı projesine daha çok İsrail ilgi
duymakta ve projeyi hayata geçirmeye çalışmaktadır. Manavgat
Çayı projesinin büyük oranda tamamlanmış olması ve ilk olarak
KKTC’ne 1999’un sıcak yaz aylarında su taşınması ümit verici bir
gelişmedir. Dışarıdan su taşıma projelerinin ilki olan bu
projeye ek olarak barış suyu projelerinindi ileride
uygulanabilecek olması beklentisi Türkiye’nin istikbaldeki
stratejik amaçlarına hizmet edecektir.
-Irakla ilgili olarak gelecekte sınıraşan sular konusunda neler
yaşana binilir.
Kuzey Irakta yürütülen politikaların altında petrol kadar su
paylaşımı meselesinin de yattığı inancındayız. Hatta Ortadoğu’da
yapılan II. Körfez Savaşı’nın petrol uğruna yapılan son savaş
olduğunu iddia edilebilir. Bundan sonra Ortadoğu’nun
şekillenmesinde su paylaşımının büyük rolü olacak. Mesela Savaş
sonrasında yeni Irak Hükümetinin Dicle ve Fırat nehirleri ilgili
istekleri farklı olabilir. Bu Hükümetin ABD güdümünde kurulması
durumunda Fırat nehri sularının Ürdün üzerinden borularla
İsrail’e aktarılması gündeme gelebilir. Böyle bir gelişme
Türkiye tarafından geliştirilen Ortadoğu’ya su akıtma ve bundan
maddi kazanç sağlama yönündeki beklentilerini ortadan
kaldırabilir.
-Türkiye’nin Ortadoğu’daki su sorununa bakış açısı nasıl
olmalıdır.
“Ortadoğu Su İhtilafları” bizim de dış politikamızın en önemli
konularından birisi olmak durumundadır. Türkiye’nin Ortadoğu su
meselelerine ilgili bazı yaklaşım ölçütleri şunlar olmalıdır.
Türkiye su zengini bir ülke değildir. Türkiye’nin toplam yıllık
ortalama su potansiyeli 186 Milyar metre küptür. Bütün
nehirlerimizden, çaylarımızdan ve derelerimizden bir yılda
ortalama olarak 186 Milyar m3 su akarken, sadece bir Tuna
Nehri’nin yıllık ortalama su potansiyeli 206 Milyar m3’tür.Güney
sınırlarımızdan geçen “sınır aşan sular” olarak Fırat, Dicle ve
Asi Nehirleri mevcuttur. Bu nehirlerle ilgili konular sadece
ilgili ülkeler, Türkiye, Suriye ve Irak arasında konuşulmalıdır.
ABD ve Batılı ülkelerin bu konulara olan aşırı ilgilerinin
insani duygularla değil, menfaatleriyle ilgili olduğu
unutulmamalıdır.
Türkiye, nüfusu hızla artan bir ülkedir. Nüfus, tarım ve
sanayideki gelişmeler arttıkça, su ihtiyacımız da artacaktır. Bu
sebeple su ihtiyacımızın hesabı, bugüne göre değil, 50-60 yıl
sonrasına göre yapılmalıdır. Ortadoğu ülkelerinin büyük
çoğunluğu su sıkıntısı çekmektedir. Bu ülkelerin su yetersizliği
problemlerini aşmak için de kendi aralarında su işlerini deruhte
edecek , su konusunda stratejik öneme sahip olan Türkiye’nin,
başını çekeceği bir organizasyona ihtiyaçları vardır.
Bu
Haber Toplam 142 Defa Okunmuştur |
|
|
|
|
|