001-1.jpg         001-2.jpg

PROF. ALİNUR BÜYÜKAKSOY:
Bilimden uzak
sanayinin gelişmesi
mümkün değil

RÖPORTAJ: MEHMET KUS
FOTOĞRAFLAR: GÜLİZ KARAOĞLAN

 

     Ülkemizde 1992 yılında kurulan iki yüksek teknoloji enstitüsünden birisi olan Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE), Marmara Bölgesi'nde seçilmiş bir alanda konumlanmış, araştırma ve teknoloji üretimi öncelikli bir ihtisas üniversitesi. Kaç sanayici haberdar Gebze'de 'Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nün var olduğundan. Sanayiciye destek için, projeler üretme ve teknolojik çalışmalar yapmak amacıyla kurulan enstitünün kapısını sanayiciler çalmıyor. 1992 yılında Boğaziçi'nde bir dairede kurulan enstitü, bilim üretmede devlet üniversiteleri içerisinde uluslararası arenada birinci durumda. Diğer üniversitelerden farklı bir misyonla kurulan GYTE Rektörü Alinur Büyükaksoy, sanayicinin üniversiteden korktuğunu, birlikte çalışmaya yanaşmadığını söylüyor. Rektöre göre sanayici kendi açıklarının rakipleri tarafından öğrenilmesini istemediği için üniversite ile işbirliği yapmaktan kaçmıyor. Rektör Büyükaksoy, kendileri ile çalışan sanayicinin zaafları nın diğer sanayiciler tarafından öğrenilmesinin mümkün olmadığını çünkü çalışma şartları arasında gizlilik anlaşmalarının olduğunu ifade ediyor. Türkiye'nin bilim alanında hızla geliştiğini ancak bilim alanındaki gelişmelerin teknolojiye dönüşmediğini söyleyen Alinur Büyükaksoy, Türk teknolojisinin gelişmesi için motor gücün silahlı kuvvetler olması gerektiğini vurgulayarak, dünyada büyük teknolojilerin ve icatların askeri kaynaklı olduğunu belirtiyor.

GYTE'den bize kısaca söz eder misiniz?

     GYTE, iki ileri teknoloji enstitüsünden biri. Gebze'nin seçilmesinin nedeni ise sanayi kuruluşlarının tam ortasında yer alması. 1992 yılında var olan bir yapı üzerinde değil sıfırdan kuruluyor GYTE. İlk olarak Boğaziçi'nde bir odada kuruluyor. Daha sonra Gebze'nin merkezinde bir binaya taşınıyor. Daha sonra 1995 yılında faaliyete başlıyor. Aynı üniversiteler yasasına bağlı olmamıza rağmen adımızın farklı olması misyonumuzun farklı olmasından kaynaklanıyor. Diğer üniversiteler kitle eğitimine önem verirken enstitüler lisansüstü eğitime, araştırmaya ağırlık veriyor. Öğrencilerimizin çoğunluğu yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerden oluşmakta. Elektronik, bilgisayar, matematik, malzeme bilimleri mühendisliği ve fizik bölümlerine 2001 yılında öğrenci alınmaya başlandı. Her bölüme 20 veya 30'ar kişi almıyor. Üniversiteleri değerlendirirken en önemli kriter üniversitenin üretmiş olduğu bilimdir. Bilim nasıl üretiliyor. Bunun ölçüsü de uluslararasında yayınlanan makalelerdir. GYTE geçen yıl öğretim üyesi başına düşen uluslar arası yayın sıralamasında Bilkent'ten sonra ikinci sırada yer aldı. Devlet üniversiteleri arasında birinci sırada.

Bir çok üniversite var Türkiye'de yıllar önce kurulmuş. GYTE geçmişi uzun olmamasına rağmen büyük bir başarı yakalamış. Bu başarı size yüklenen farklı misyondan mı kaynaklanıyor?

     Bir kere misyon farklılığı var. Diğer üniversitelere yüklenmiş misyonda eğitim önemli bir ağırlık alıyor. Öğretim üyeleri zamanının çoğunu eğitime ayırdıklarından teknoloji araştırmalarına ayıracakları zaman pek kalmıyor. 001-5.jpgDiğer üniversitedeki hocaların eğitim yükü daha fazla. Bu noktada bizim eğitim yükümüz o kadar fazla değil. Bizim öğrencilerimizin çoğu yüksek lisans ve doktora öğrencisi zaten araştırmanın bir parçası. Üniversitemize yüksek lisans ve doktora öğrencisi alma kriterlerimiz çok yüksek. Yabancı öğrenci lisans programında var. Erasmus adında bir program var. Erasmus uluslararasında öğrenci ve öğretim üyesi değiş tokuşunu sağlamak için kurulmuş bir program. Dönemsel olarak yabancı öğrenciler Türkiye'ye geliyor. Türk öğrenciler de o ülkeye gidiyor.

Türk sanayisini desteklemek için kuruldunuz. Sanayi ile ortak ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

     Sanayi ile ara yüzümüzü KOSGEB oluşturuyor. Teknoloji Geliştirme Merkezi'miz var. Teknoloji Geliştirme Merkezi'ni GYTE ile KOSGEB ortaklaşa kurdu. Burada yaratıcı fikre sahip olan girişimciler bu fikirlerini hayata geçirmek için KOSGEB'den maddi destek alıyorlar. Bizden bilgi ve altyapı desteği alıyorlar. Bizim tasarım ve imalat bölümü var. Bu bölümümüz sanayicinin ihtiyaç duyduğu bir takım projeleri gerçekleştiriyor. Mesela General Electric'in uçak pervanesi ve kanatçıklarının dizaynı ile ilgili bir proje var. O proje, bizim tasarım ve imalat mühendisliği bölümünde bir ortak proje olarak yürütülüyor. Bu tür çok çalışmalarımız var. Bir de araştırma alanında Türk Silahlı Kuvvetleri'ne önemli hizmetlerimiz var. Şimdi burada başarıyla tamamlanmış projeler var. Bir tanesi DPT ile Havelsan Türk Hava Kuvvetleri'nin uçuş simülasyon projesi bizim bilgisayar mühendisliği bölümünde tamamlandı.

Geliştirdiğiniz bir teknolojiyi sanayicinin kullanımına vermek için sanayici ile ne tür iletişim halindesiniz ?

     Bunun mekanizması Teknoloji Geliştirme Merkezi. Biz kendi kafamızdan bir çalışma yapıp işte gel sanayici 'bunu al', 'kullan' mantığında değiliz. Bir talep olması lazım. Sanayicinin gelip bizden şu alanlarda bu birimde ihtiyacı olduğunu bildirmesi gerekiyor. Böyle bir ihtiyaç bildirmesi lazım ki bize onun talepleri üzerine çalışalım.

Peki bugüne kadar böyle bir talepte bulunan oldu mu?

     Bunun altyapısını şöyle kuruyoruz. Burası alüminyum sanayi bakımından son derece önemli bir yer. İki yıl önce DPT bize bir alüminyum araştırma merkezi kurmamız için bir proje önerdi. Maddi destek oldular ve alüminyum araştırma merkezini kurduk. Alüminyum Araştırma Merkezi' ni kurunca çevredeki tüm alüminyum işiyle uğraşan sanayicilerimizi tek tek gezdik ve bu merkezin yönetiminde görev almalarını istedik. Çünkü bir projenin başarılı olabilmesi için onun sahibinin olması lazım. Biz DPT'nin verdiği kaynağı iki şekilde değerlendirebilirdik. Birinci ya kendi bilimsel araştırma merakımızı gidermek için kullanırdık ya da sanayicinin ihtiyaç duyduğu alanlarda yatırım yapıp onların teknolojik eksiklerini çözecek şekilde altyapımızı kurabilirdik. Biz ikincisini tercih ettik. Ben bizzat başında bulunmak üzere iki yıl önce tüm alüminyumcuları gezdik. Hangi konularda ne tür yatırımlara ihtiyaçları olduğunu sorduk. Nanoteknoloji araştırma merkezi var. Bu merkezde hibit araba geliştirmesi üzeri ne çalışılıyor. Bir prototip. Bursa bitti. Aracın tasarımı bitmiş olup şu an gösterge panelleri üzerinde çalışılmakta. Lityum İyon Polimer batarya kullanarak ilk etapta arabanın 'General Electric' firmasının imalatı olan elektrikli motor ve invertör aksamı ile çekişi sağlanacak. Daha sonra küçük bir benzinli motor takviyesiyle araç günlük kullanım için hazır hale gelecektir. Bu yılın sonunda batarya ve elektrikli motor hazır olacak. Daha sonra sistemin test sürüşü gerçekleştirilecek. Bu çalışma endüstriyel bir çalışma olmayıp akademik bir proje olduğunun altını çizmek isterim. Daha geniş bir zaman diliminde yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin elektrikli çekiş sistemlerine vakıf olacak şekilde eğitilecekleri küçük bir otomotiv birimi kurulacak. Bu hibit araba tamamıyla GYTE'nin dizaynı olarak ortaya çıkacak. Ondan sonra bu dizayn sanayicinin beğenisine sunulacak.

Gebze sanayicisi burada böyle bir kurumun olduğunun farkında mı?

     Biz bu civardaki sanayicileri teker teker gezdik. Kendimizi anlattık. Kendi altyapımızı anlattık. Ortak çalışabileceğimiz konularda her zaman sanayiciye açık olduğumuzu söyledik. Ama geri dönen olmadı maalesef. Civarımızdaki sanayiciden değil de çok büyük bir firmadan geldiler.

Sebebi nedir? Sanayici bilimden korkuyor mu?

     Sebebi bence iki türlü. Birincisi sanayiciler üniversiteden korkuyor. İkincisi sanayicilerde bir korku var. Problemimizi üniversiteye götürürlerse zayıf noktalarının rakipleri tarafından öğrenileceğinden korkuyor. Sanayicinin korkmasının hiç bir manası yok. Çünkü bu tür çalışmalarda gizlilik anlaşmaları imzalanıyor. İlk önce bu korkuları yenmemiz lazım. Bizim gizlilik anlaşmalarımız var. Bu anlaşmalar ciddi yaptırımlar getiriyor. Tam olarak bilemiyorum ama üniversiteden bir çekinme var. Bir korku var. Buradaki sanayicinin çoğu orta ölçekli sanayici. Belki onlar teknoloji geliştirmeye ihtiyaç hissetmiyorlar. Büyük sanayici ise kendi teknoloji geliştirme merkezlerini kuruyor. Üniversiteden danışman alıyorlar. Üniversiteden ciddi manada çekinme var. Kapımızı fazla çalmıyor sanayici.

Sanayici istihdam için sizden öğrenci talebinde bulunuyor mu?

     Bilenler oluyor. Lisans bölümü olarak yeni mezun vermeye başladık. Mezunlarımızın bir kısmı araştırma şirketinde çalışmaya başladı. İsmimizin fazla duyulmamış olması nedeniyle öğrencilerimiz bazen garip tepkilerle karşılaşıyor. Bir arkadaşımız bir şirkete iş başvurusunda bulunuyor. Mülakata alan şahıs GYTE adında bir üniversite duymadığını söylüyor. Siz duymadınız ama beni bir sınava tabi tutun beğenmezseniz almazsınız diyor. Sonuç olarak arkadaşımızı işe alıyorlar. Burası yavaş yavaş duyulacak bir yer. Lisans eğitimi olmadığı için veliler çocuklarımız hangi üniversiteye gideceğini merak ediyorlar. Burada lisans eğitimi yeni başladığı için kamuoyunun fazla bilgisi yok.

Sanayici ile ortaklaşa yürüttüğünüz ne tür faaliyetler var? Ne tür işbirliği içerisindesiniz?

     Danışmanlık hizmeti verebiliyoruz. Üretimi artırmak için döner sermaye çerçevesinde sanayiciye danışman görevlendire biliyoruz. Sanayicilere analiz imkanı sunuyoruz. Sanayicinin laboratuar kurması yüklü maliyetler gerektiriyor. Onlar bu alanlara yatırım yapmadan bizim buradaki imkanlarımızdan yararlanabiliyor. Sanayiciye işbirliğine açık projeler öneriyoruz. Yani sanayicilerle ortak projeler yapabiliriz. Yüksek lisans öğrencilerimizle bu çalışmalar yapılabilir. Analiz imkanları laboratuar imkanları danışmanlık ve her türlü kütüphane hizmetini veriyoruz. Eğitim programları ve seminerler veriyoruz. Sanayicinin talebi üzerine oluyor bu programlar.

Bilimden uzak sanayinin gelişmesi mümkün mü?

     Mümkün değil tabii. Mümkün olur mu? Türkiye'nin bir problemi var. Türkiye şu anda bilim üretiyor. Sıkıntımız bu bilimi teknolojiye dönüştürememek. Bu toplumun yapısından kaynaklanan bir problem. İlk önce bilim üretilir ondan sonra bu bilim teknolojiye dönüşür. Türkiye dünyadaki bilim üretiminde alt sıralardan şu anda yirminci sıralara gelmiştir. Bu önemli bir sıçrama. Bu sıçramayı bizim teknolojiye dönüştürmemiz lazım. Bunun motor gücü aslında sanayici değil. Dünyanın her yerinde teknolojiyi geliştirmenin motor gücü silahlı kuvvetlerdir. Silahlı kuvvetler gereksinimleri olduğu için teknolojiyi geliştirmişlerdir. Bugün bizim kullandığımız bilgisayarlar, internetler, cep telefonları diğer haberleşme araçları silahlı kuvvetlerin ihtiyaçları olduğu için geliştirilmiştir. Biz bugün teknolojiyi geliştirmek istiyorsak motor gücün Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu unutmamamız lazım. Türkiye'nin yapması gereken şey, Türk Silahlı Kuvvetleri'yle oturup yerli kaynakları da kullanarak yeni bir strateji belirlemektir. Bu durumda üniversiteler de organize olacak ve daha sağlam projeler üreteceklerdir. Bu üretim de üç beş sene sonra topluma yayılacak ve toplumun yaşam kalitesi artacaktır. Amerika'da bir çok üniversiteye gittiğimde sanayici ile bilim arasındaki ilişkiyi sorduğumda bana desteğin devletten geldiğini söylediler. Türkiye bu yolda hızla ilerliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teknolojik ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan sağlama yoluna gitmesi lazım. Bu da üniversiteleri mecburen harekete geçirecektir.

Türkiye'de iki tane GYTE var. Gelen talepleri karşılayabiliyor musunuz?

     Şimdi şunu sormamız lazım. Talep ne? Yani bir talep gelecek ki ihtiyaca cevap verilsin. Talep çok olursa bu iki tanesi tabii ki yeterli değil. Yeterli olmaması için stratejik kararların verilmesi lazım. İhtiyaçların yerli kaynaklardan sağlanması yönünde karar verilmesi lazım.

Sanayiciye bir çağrıda bulunmak ister misiniz?

     Sanayici üniversiteden korkmamalıdır. Üniversitelerin kapılarını çalmalıdır. Biz her türlü imkanımız ve altyapımızla sanayicimizle işbirliğine ortak çalışmaya hazırız. Çünkü bu imkanları devlet bize sanayiciyle ortak çalışsın diye veriyor. Biz içimize kapalı kendi merakımızı gidermek için araştırma yapmak istemiyoruz. Biz aynı zamanda temel bilimlerin yanında sanayicinin teknolojik problemlerini çözmek için de ayrı buradayız. Yapılanmamız da buna uygun. Onun için bizim her zaman onların hizmetinde olduğumuzu söylemek istiyorum. Gelsinler laboratuarlarımızı gezsinler. Hakikaten son derece iyi donanıma sahip olduğumuzu görecekler. İnsan gücümüz de çok önemli. Öğretim üyelerinin yüzde 80'i Amerika'nın çok ciddi üniversitelerinde doktoralarını tamamlayarak buraya dönmüş arkadaşlar. Hepsi konusunda son derece kuvvetlidir. İlk önce buranın varlığından haberdar olsunlar.

Yurtdışında teknoloji fuarları düzenlenir ve orada teknolojik gelişmeler gündeme şık şık gelir. Türkiye'nin bu yönde eksik bir noktasının olduğunu düşünüyor musunuz?

     Kocaeli Sanayi Odası'yla 4 yıldır ortaklaşa bir buluş yarışması düzenliyoruz. Yani parlak fikirleri olan sadece öğrenciler öğretim görevlileri değil sıradan bir vatandaş da katılabiliyor bu yarışmaya. Bu yıl bunun uluslararası düzeyde yapılması planlanıyor. Yarışmaya katılan buluşlar Kocaeli Sanayi Odası'nda sergileniyor. Çok güzel sonuçlar elde ediliyor. Türkiye bu konuda da güzel adımlar atıyor. Bunun en güzel örneğini Kocaeli Sanayi Odası ile biz gerçekleştiriyoruz. Bu yarışmada ciddi bir proje sunanlara Kocaeli Sanayi Odası patent desteği veriyor. Parasal ve hukuki altyapısını sağlıyor.

 

Nanoteknoloji'nin dünyadaki durumu

 

     001-8.jpgNanoteknoloji, atomik moleküler boyutta maddenin mühendisliğinin yapılarak yepyeni özelliklerinin açığa çıkarılmasıdır. Nanometre ölçek olarak metrenin milyarda birini ifade etmektedir. Gelişen vakum sistemleri ve malzeme karakterizasyon teknikleri mühendisliğe ve bilime bu seviyede çalışma yapılabilirliği sağlamıştır ve gittikçe artan oranlarda sağlamaktadır. Nano seviyelerde görüntüleme, mekanik kuvvetler uygulayabilme ve mekanik özellik tayini, nanosaniyelerde başlayıp biten çeşitli işlemlerin yakalanabilmesi ve izlenmesi, nano ölçeklerde kimyasal analiz gibi analitik inceleme tekniklerindeki ilerlemeler, beraberinde nanoteknoloji bili mini mühendisliğe ve ora dan da uygulamalara ulaştırmış ve sensörlerde, hafıza elemanlarında, tıpta etkili yeni cihazların ortaya çık masını sağlamıştır. Dünya nanoteknoloji pazarının 2010-2015 yıllarında yıllık yaklaşık 1 trilyon doları bulması beklenmektedir. Bu alanda 2020 yılına kadar 4 evrenin olacaği varsayılmaktadır. 2003'e kadarki ilk evrede nano toz ve parçacıkları bunlara bağlı ince filmleri ve seramik, plastik malzemelerden oluşan pasif nano yapılar; 2005 lerdeki ikinci evrede tranzistörlerde, yükselticilerde, ilaç endüstrisi gibi yerlerde kullanılan aktif nanoyapılar; 2010 larda 3 boyutlu nanoyapılar ve bunları oluşturma teknikleri ve 2020 lerdeki son devrede moleküler nanoteknoloji görülecektir. Konuya dünyada en büyük yatırım ABD yapmaktadır. Eski başkan Clinton döneminde, 1993 yılında kurulan Ulusal Bilim ve Teknoloji Konseyinin NSTC (National Science and Technology Council] bir birimi olan Nanobilimi Çalışma Gurubu IWGN (Interagency Working Group on Nanoscience] 1999 Ağustos ayında ilk genel raporunu hazırlayarak nanoteknolojide araştırma yönlerini açıklamıştır [*]. Aynı yıl nanoteknolojiye 255 milyon dolar yatırım yapılmıştır. Ulusal nanoteknoloji yatırımı 2003 yılı için 710 milyon dolar olarak kararlaştırılmıştır. Bu yatırımı 650 milyon dolar ile Japonya, 400 milyon dolar ile Avrupa geneli takip etmektedir.