|
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü
Rektörü Prof. Dr. İbrahim Alinur Büyükaksoy:
“Üniversite ile sanayii buluşturacak bazı arayüzlere ihtiyacımız var”
Türkiye’de
kendini bilime ve akademik araştırmaya vakfetmiş kurum sayısı son
derece sınırlı... Bilimsel araştırmaya odaklı faaliyet gösteren iki
enstitümüzden biri olan Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE),
kurulduğu 1992 yılından bu yana bilimsel araştırma ağırlıklı çalışan
bir eğitim kurumu olarak dikkatleri üzerinde topluyor.
GYTE sadece yüksek lisans eğitimi verirken 2000
yılından sonra beş bölüme sınırlı sayıda lisans öğrencisi de almaya
başladı. GYTE, özellikle şu günlerde, yüzde 70’i yurtdışında
doktoralarını tamamlamış öğretim üyelerinden oluşan güçlü kadrosu ile
akademik dünyamızda ayrıcalıklı bir konuma sahip. GYTE Rektörü olarak
ikinci çalışma dönemine giren ve 4.5 yıldır enstitüyü yöneten Prof.
Dr. Alinur Büyükaksoy’un katkılarıyla oluşan bu eğitim kadrosu,
uluslararası bilimsel yayıncılık alanında kurumu, devlet
üniversiteleri arasında ilk sıraya taşırken, birçok öğretim üyesinin
bilimsel başarıları da Türkiye için önemli bir kazanç oluşturuyor.
Kendisi de özellikle dalga akustiği konusunda çok sayıda bilimsel
yayına sahip Büyükaksoy, İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi’nde
profesörlük görevini yaparken özellikle araştırma ağırlıklı olması
nedeniyle Gebze’yi tercih etmiş.
Bu enstitüde nanoteknolojiden, moleküler bi-yolojiye,
savunma sanayiine, yazılım üretmekten üstün teknoloji ürünü olan
malzemelere kadar çağın gereği olan konuların bilimsel araştırmaları
ve projeleri gerçekleştiriliyor. Gerçek anlamda yenilikçiliğin (innovation)
Türkiye’deki sınırlı sayıdaki adresinden biri olan enstitü aynı
zamanda sanayii ile üniversitenin entegrasyonunun nasıl olması
gerektiği hakkında bize bazı ipuçları veriyor. GYTE Rektörü İbrahim
Alinur Büyükaksoy ile Türkiye’de Ar-Ge ve üniversite-sanayii
ilişkilerini tartıştık.
Sayın hocam, GYTE’nin bugünkü durumu hakkında
kısaca bilgi verir misiniz?
GYTE, sadece bilimsel araştırma ve yüksek lisans
eğitimi verme amacıyla sıfırdan kurulmuş bir eğitim kurumudur. Birçok
öğrencimiz yurtdışında doktoralarını tamamlayarak döndükten sonra
burada yardımcı doçent olarak çalışmaya başladılar. GYTE’nin yapısında
mühendislik, fen, mimarlık, işletme ve teknik eğitim fakülteleri
bulunuyor. Teknik eğitim fakültesi dışında tümü faaliyetlerini
sürdürüyor. Esas araştırma ağırlığımız, fen ve mühendislik
fakültelerinde. Fen fakültesinde matematik, fizik, kimya ve biyoloji
bölümleri bulunuyor. Gebze ve Muallimköy olmak üzere iki kampüsümüz
var. 2000 yılından sonra lisans eğitimlerini de başlattık ama son
derece sınırlı sayıda öğrenci alıyoruz. Her bölüme aldığımız öğrenci
sayısı 30’u, toplamda 150’yi geçmiyor. Kitlesel eğitim yapan
üniversitelerden farklı olarak araştırma odaklı misyonumuzun
etkilenmesini pek arzu etmiyoruz.
Bu tip kurumlarda eğitim kadrosunun niteliği
önemli. Siz GYTE özelinde neler söyleyebilirsiniz?
Hocalarımızın birçoğu bilimsel ödüllerle
onurlandırıldı. Mesela GYTE Matematik bölümünde rektör yardımcısı
olarak görevli olan arkadaşımız Sedat Simavi Fen Bilim Ödülü’nü
kazandı. Kimya bölümünde şu anda hem dekanımız hem öğretim üyemiz olan
Vefa Ahsen, geçen sene ODTÜ Mustafa Parlar Vakfı Bilim Ödülü’nü almaya
hak kazandı. Devlet üniversiteleri arasında öğretim üyesi başına düşen
uluslararası yayın üretiminde birinci sıradayız. Vakıf
üniversitelerini de dikkate aldığınızda yine yerimiz dördüncülük ya da
beşinciliktir. Bu da bizim yapılanmamız ve niteliğimizi biraz
gösteriyor. Erasmus programıyla öğretim üyelerimiz yurtdışına gidiyor,
oradan hocalar buraya geliyor. Öğretim üyelerimiz doktoralarının bir
kısmını veya araştırmalarını, eğer bazı laboratuvar imkanlarını burada
bulamıyorlarsa, yurtdışında anlaşmalı olduğumuz üniversitelerde
yapıyor. Elektronik bölümümüzden mezun bir arkadaşımız Fullbright
bursuyla Michigan Ann Harbor Üniversite’ne kabul edildi. Yine kimya
bölümünden Yıldırım Erbil hocamızın bir çalışmasında 6. Çerçeve
kapsamında gerçekleştirilen AB projelerinin ortaklarından biriyiz.
Sayın Erbil, yosun tutmayan yüzeyler üzerinde çalışıyor. Denizcilik
sektöründe ve savunma sanayiinde büyük bir öneme sahip bu konuda
birçok yayını var ve çok başarılı bir öğretim üyesi. DPT sayesinde son
derece donanımlı laboratuarlara sahibiz, özellikle Muallimköy
kampüsümüzde son derece gelişmiş bir biyoloji ve kimya bölümü
bulunuyor.
Bu araştırmalar üniversite kapsamında mı kalıyor?
Kamu ve özel sektörle iyi temaslarımız var. Örneğin,
Arçelik ile imzaladığımız protokol çerçevesinde Malzeme
Mühendisliği’nden seçtiğimiz bazı öğrencilerimiz bu şirkette uzun
süreli staj yapıyor. Onlar özel sektörün problemlerini yakından
görürlerken, özel sektör de bizim öğrencilerimizi tanıma fırsatı elde
ediyor. Protokol çerçevesinde bu öğrencilerimizin kuruluşun teknolojik
problemlerini çözecek bazı tezler hazırlamalarına özen gösteriyoruz.
Benzer bir anlaşmamız aluminyum sanayiinin büyük firmalarından Assan
ile var. Onların ve aluminyum sanayiinin genel problemleri,
öğrencilerimizin tez konusu oluyor. Hazırladığımız stratejik plan
uyarınca bütün bölümlerimiz için program komiteleri oluşturduk. Bu
komitelerde özel sektörün Ar-Ge’lerinde görevli bir kişi görev
yapıyor. Dolayısıyla sanayii hangi nitelikte uzmana ihtiyaç duyduğunu
bu komiteler vasıtasıyla bizlere aktarmış oluyor.
Özel sektörün üniversite algısı ile akademinin
araştırma ihtiyacı bazen örtüşmeyebiliyor. Bu konu hakkında neler
söyleyebilirsiniz?
Amerika’da üniversiteleri dolaşırken çevremdekilere hep
şu soruyu sordum. Üniversiteler projelerinizi ne kadar destekliyor;
devletin desteğiyle özel sektörün desteği arasındaki oran nedir?
Gördüm ki, orada da büyük destek devletten geliyor. Bu değişik
kurumlarla veya değişik adlar altında oluyor. Bazen National Science
Foundation bazen Hava Kuvvetleri, bazen de Deniz Kuvvetleri, ciddi
ölçekli projeler yaptırıyorlar. Kısaca Ar-Ge’nin geliştiği yerlerde
itici güç devlet. Burada da öyle aslında.
Gebze’de civarımızdaki sanayiinin büyük bölümü küçük ve
orta ölçekli şirketlerden oluşuyor. Atölyeden biraz palazlanıp
sanayici konumuna geçmiş profil ağırlıkta. Onların da üniversite ile
temasları olmamış ve haklı bir endişeleri var. Üniversite camiası
bilimsel disiplin içinde daha geniş düşünmeye alışmış bir yapıya
sahip. Sanayici ise rekabet nedeniyle zamana sıkışmış ve ihtiyaçlarını
bir an önce karşılama derdinde. Dolayısıyla bir kan uyuşmazlığı var.
Ancak bu sorunlar endüstri ve akademi arasında oluşturulacak bazı
arayüzlerle kolayca çözümlenebilir. Bu anlamda Tübitak’ın oluşturduğu
ve son derece yararlı olduğunu düşündüğüm bazı platformlar bulunuyor.
Kamu projeleri için hem kamu sektörünü, hem üniversiteyi, hem de özel
sektörü bir araya getiren platformlar oluşturdular.
Sanayici araştırmaya gerçek
anlamda ihtiyaç duyuyor mu?
Tabii ki, bu konu önemli. Seksenli yıllardan önce
Arçelik’in bir araştırma grubu yoktu, çünkü burada üretilen her şey
satılıp pazar buluyordu. Gümrükler açılınca rekabet zorunluluğu doğdu.
Yeni bir şey üretemezseniz piyasada tutunma şansınız yok. Onun için
bugün Vestel, Arçelik ve Beko gibi şirketler ciddi araştırma birimleri
kurma ihtiyacı duydular. Bu sefer araştırmaya ciddi bir talep başladı.
Örneğin, gümrükler açıldıktan sonra, ben İTÜ’deyken,
bir transformatör firmasından bize “Şu konuda bir bitirme ödevi
yaptırtın” diye ilk defa bir talep geldiğini anımsıyorum. GYTE’de
şimdi bir Aluminyum ve Alaşımları Araştırma Merkezi bulunuyor.
Sanayicileri de bu merkezin bir paydaşı yapmaya gayret ettik ki,
hakiki talep sahipleri işin içinde bulunsun ve biz de onların
problemlerini karşılayacak şekilde bir çalışma yürütelim, dedik. Bu
merkez sayesinde Assan gibi bölgedeki aluminyum fabrikaları ile Ar-Ge
temelinde bazı protokoller imzaladık. Gebze Otomotiv Sanayicileri
Serbest Bölgesi yönetiminden bir teknopark oluşumu için teklif aldık,
şimdi bunu değerlendiriyoruz. Çünkü hidrojen üzerine çalışan
araştırmacılarımız var.
Silahlı Kuvvetler ile olan çalışmalarımız da Havelsan,
Milgem gibi şirketler aracılığıyla yürüyor. Ancak yine de bazı
alanlarda Türkiye’de üretim eksikliği söz konusu. Örneğin, Türkiye’nin
milli gemi projesini yürüten Milgem için bazı elektronik donanım
tasarım projeleri yaptık ancak üretici firma bulamadığımız için
yurtdışından hizmet almak zorundayız. Gönül isterdi ki, elektronik
donanım konusunda Türkiye’de birkaç firma bu projeye rekabetçi bir
şekilde katılsın. Bunun yerli sanayiiye inanılmaz getirileri
olabilirdi.”
|