IT-Business   

13-26  Ağustos 2007
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. İbrahim Alinur Büyükaksoy:
“Üniversite ile sanayii buluşturacak bazı arayüzlere ihtiyacımız var”
Türkiye’de kendini bilime ve akademik araştırmaya vakfetmiş kurum sayısı son derece sınırlı... Bilimsel araştırmaya odaklı faaliyet gösteren iki enstitümüzden biri olan Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE), kurulduğu 1992 yılından bu yana bilimsel araştırma ağırlıklı çalışan bir eğitim kurumu olarak dikkatleri üzerinde topluyor.

 
GYTE sadece yüksek lisans eğitimi verirken 2000 yılından sonra beş bölüme sınırlı sayıda lisans öğrencisi de almaya başladı. GYTE, özellikle şu günlerde, yüzde 70’i yurtdışında doktoralarını tamamlamış öğretim üyelerinden oluşan güçlü kadrosu ile akademik dünyamızda ayrıcalıklı bir konuma sahip. GYTE Rektörü olarak ikinci çalışma dönemine giren ve 4.5 yıldır enstitüyü yöneten Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy’un katkılarıyla oluşan bu eğitim kadrosu, uluslararası bilimsel yayıncılık alanında kurumu, devlet üniversiteleri arasında ilk sıraya taşırken, birçok öğretim üyesinin bilimsel başarıları da Türkiye için önemli bir kazanç oluşturuyor. Kendisi de özellikle dalga akustiği konusunda çok sayıda bilimsel yayına sahip Büyükaksoy, İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi’nde profesörlük görevini yaparken özellikle araştırma ağırlıklı olması nedeniyle Gebze’yi tercih etmiş.

 
Bu enstitüde nanoteknolojiden, moleküler bi-yolojiye, savunma sanayiine, yazılım üretmekten üstün teknoloji ürünü olan malzemelere kadar çağın gereği olan konuların bilimsel araştırmaları ve projeleri gerçekleştiriliyor. Gerçek anlamda yenilikçiliğin (innovation) Türkiye’deki sınırlı sayıdaki adresinden biri olan enstitü aynı zamanda sanayii ile üniversitenin entegrasyonunun nasıl olması gerektiği hakkında bize bazı ipuçları veriyor. GYTE Rektörü İbrahim Alinur Büyükaksoy ile Türkiye’de Ar-Ge ve üniversite-sanayii ilişkilerini tartıştık.

 
Sayın hocam, GYTE’nin bugünkü durumu hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

 
GYTE, sadece bilimsel araştırma ve yüksek lisans eğitimi verme amacıyla sıfırdan kurulmuş bir eğitim kurumudur. Birçok öğrencimiz yurtdışında doktoralarını tamamlayarak döndükten sonra burada yardımcı doçent olarak çalışmaya başladılar. GYTE’nin yapısında mühendislik, fen, mimarlık, işletme ve teknik eğitim fakülteleri bulunuyor. Teknik eğitim fakültesi dışında tümü faaliyetlerini sürdürüyor. Esas araştırma ağırlığımız, fen ve mühendislik fakültelerinde. Fen fakültesinde matematik, fizik, kimya ve biyoloji bölümleri bulunuyor. Gebze ve Muallimköy olmak üzere iki kampüsümüz var. 2000 yılından sonra lisans eğitimlerini de başlattık ama son derece sınırlı sayıda öğrenci alıyoruz. Her bölüme aldığımız öğrenci sayısı 30’u, toplamda 150’yi geçmiyor. Kitlesel eğitim yapan üniversitelerden farklı olarak araştırma odaklı misyonumuzun etkilenmesini pek arzu etmiyoruz.

 
Bu tip kurumlarda eğitim kadrosunun niteliği önemli. Siz GYTE özelinde neler söyleyebilirsiniz?

 
Hocalarımızın birçoğu bilimsel ödüllerle onurlandırıldı. Mesela GYTE Matematik bölümünde rektör yardımcısı olarak görevli olan arkadaşımız Sedat Simavi Fen Bilim Ödülü’nü kazandı. Kimya bölümünde şu anda hem dekanımız hem öğretim üyemiz olan Vefa Ahsen, geçen sene ODTÜ Mustafa Parlar Vakfı Bilim Ödülü’nü almaya hak kazandı. Devlet üniversiteleri arasında öğretim üyesi başına düşen uluslararası yayın üretiminde birinci sıradayız. Vakıf üniversitelerini de dikkate aldığınızda yine yerimiz dördüncülük ya da beşinciliktir. Bu da bizim yapılanmamız ve niteliğimizi biraz gösteriyor. Erasmus programıyla öğretim üyelerimiz yurtdışına gidiyor, oradan hocalar buraya geliyor. Öğretim üyelerimiz doktoralarının bir kısmını veya araştırmalarını, eğer bazı laboratuvar imkanlarını burada bulamıyorlarsa, yurtdışında anlaşmalı olduğumuz üniversitelerde yapıyor. Elektronik bölümümüzden mezun bir arkadaşımız Fullbright bursuyla Michigan Ann Harbor Üniversite’ne kabul edildi. Yine kimya bölümünden Yıldırım Erbil hocamızın bir çalışmasında 6. Çerçeve kapsamında gerçekleştirilen AB projelerinin ortaklarından biriyiz. Sayın Erbil, yosun tutmayan yüzeyler üzerinde çalışıyor. Denizcilik sektöründe ve savunma sanayiinde büyük bir öneme sahip bu konuda birçok yayını var ve çok başarılı bir öğretim üyesi. DPT sayesinde son derece donanımlı laboratuarlara sahibiz, özellikle Muallimköy kampüsümüzde son derece gelişmiş bir biyoloji ve kimya bölümü bulunuyor.
Bu araştırmalar üniversite kapsamında mı kalıyor?

 
Kamu ve özel sektörle iyi temaslarımız var. Örneğin, Arçelik ile imzaladığımız protokol çerçevesinde Malzeme Mühendisliği’nden seçtiğimiz bazı öğrencilerimiz bu şirkette uzun süreli staj yapıyor. Onlar özel sektörün problemlerini yakından görürlerken, özel sektör de bizim öğrencilerimizi tanıma fırsatı elde ediyor. Protokol çerçevesinde bu öğrencilerimizin kuruluşun teknolojik problemlerini çözecek bazı tezler hazırlamalarına özen gösteriyoruz. Benzer bir anlaşmamız aluminyum sanayiinin büyük firmalarından Assan ile var. Onların ve aluminyum sanayiinin genel problemleri, öğrencilerimizin tez konusu oluyor. Hazırladığımız stratejik plan uyarınca bütün bölümlerimiz için program komiteleri oluşturduk. Bu komitelerde özel sektörün Ar-Ge’lerinde görevli bir kişi görev yapıyor. Dolayısıyla sanayii hangi nitelikte uzmana ihtiyaç duyduğunu bu komiteler vasıtasıyla bizlere aktarmış oluyor.

 
Özel sektörün üniversite algısı ile akademinin araştırma ihtiyacı bazen örtüşmeyebiliyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 
Amerika’da üniversiteleri dolaşırken çevremdekilere hep şu soruyu sordum. Üniversiteler projelerinizi ne kadar destekliyor; devletin desteğiyle özel sektörün desteği arasındaki oran nedir? Gördüm ki, orada da büyük destek devletten geliyor. Bu değişik kurumlarla veya değişik adlar altında oluyor. Bazen National Science Foundation bazen Hava Kuvvetleri, bazen de Deniz Kuvvetleri, ciddi ölçekli projeler yaptırıyorlar. Kısaca Ar-Ge’nin geliştiği yerlerde itici güç devlet. Burada da öyle aslında.

 
Gebze’de civarımızdaki sanayiinin büyük bölümü küçük ve orta ölçekli şirketlerden oluşuyor. Atölyeden biraz palazlanıp sanayici konumuna geçmiş profil ağırlıkta. Onların da üniversite ile temasları olmamış ve haklı bir endişeleri var. Üniversite camiası bilimsel disiplin içinde daha geniş düşünmeye alışmış bir yapıya sahip. Sanayici ise rekabet nedeniyle zamana sıkışmış ve ihtiyaçlarını bir an önce karşılama derdinde. Dolayısıyla bir kan uyuşmazlığı var. Ancak bu sorunlar endüstri ve akademi arasında oluşturulacak bazı arayüzlerle kolayca çözümlenebilir. Bu anlamda Tübitak’ın oluşturduğu ve son derece yararlı olduğunu düşündüğüm bazı platformlar bulunuyor. Kamu projeleri için hem kamu sektörünü, hem üniversiteyi, hem de özel sektörü bir araya getiren platformlar oluşturdular.

 
 
Sanayici araştırmaya gerçek anlamda ihtiyaç duyuyor mu?

 
Tabii ki, bu konu önemli. Seksenli yıllardan önce Arçelik’in bir araştırma grubu yoktu, çünkü burada üretilen her şey satılıp pazar buluyordu. Gümrükler açılınca rekabet zorunluluğu doğdu. Yeni bir şey üretemezseniz piyasada tutunma şansınız yok. Onun için bugün Vestel, Arçelik ve Beko gibi şirketler ciddi araştırma birimleri kurma ihtiyacı duydular. Bu sefer araştırmaya ciddi bir talep başladı.

 
Örneğin, gümrükler açıldıktan sonra, ben İTÜ’deyken, bir transformatör firmasından bize “Şu konuda bir bitirme ödevi yaptırtın” diye ilk defa bir talep geldiğini anımsıyorum. GYTE’de şimdi bir Aluminyum ve Alaşımları Araştırma Merkezi bulunuyor. Sanayicileri de bu merkezin bir paydaşı yapmaya gayret ettik ki, hakiki talep sahipleri işin içinde bulunsun ve biz de onların problemlerini karşılayacak şekilde bir çalışma yürütelim, dedik. Bu merkez sayesinde Assan gibi bölgedeki aluminyum fabrikaları ile Ar-Ge temelinde bazı protokoller imzaladık. Gebze Otomotiv Sanayicileri Serbest Bölgesi yönetiminden bir teknopark oluşumu için teklif aldık, şimdi bunu değerlendiriyoruz. Çünkü hidrojen üzerine çalışan araştırmacılarımız var.

 
Silahlı Kuvvetler ile olan çalışmalarımız da Havelsan, Milgem gibi şirketler aracılığıyla yürüyor. Ancak yine de bazı alanlarda Türkiye’de üretim eksikliği söz konusu. Örneğin, Türkiye’nin milli gemi projesini yürüten Milgem için bazı elektronik donanım tasarım projeleri yaptık ancak üretici firma bulamadığımız için yurtdışından hizmet almak zorundayız. Gönül isterdi ki, elektronik donanım konusunda Türkiye’de birkaç firma bu projeye rekabetçi bir şekilde katılsın. Bunun yerli sanayiiye inanılmaz getirileri olabilirdi.”