|
AB KRİTİĞİ
AB kapısında
kalakaldık ve öylece bekliyoruz, ne olacak diye! Bu durum birçok
yönden tartışılabilir ya da uygunluğu göreceli olabilir.
Peki ya ne
olacak? Bu bir çelişki mi yoksa oyalama tekniği mi? öyleyse
neden biz, neden Türkiye? Konu Türk olmamız mı, çoğunluk olarak
Müslüman olmamız mı yoksa ekonomimiz mi? Bu soruların hepsini
sizinle tartışacağım...
İlk önce bir
Türk evladı olarak Kemalizm ile işe koyulacağım.
Kemalizm’in
AB ile bağdaşıp bağdaşmayacağı sorusu sıkça soruluyor ve kimi
zaman da; Kemalizm ile onu destekleyenler savunanlar AB önünde
engel olarak sunuluyor. Kimileri Kemalizmi; "koyu etnik bir
milliyetçilik, din özgürlüğüne yol vermeyen, radikal bir laiklik
ve otoriter bir rejim savunuculuğu" olarak yorumluyorlar ve
durum böyle iken "Kemalizm ile AB'ye kesinlikle girilmez"
diyorlar.
Kim demiş
Kemalizm'in öyle olduğunu? Yoksa kendilerine göre yontup
"kimileri" lafı mı kullanılıyor?
Türkiye'de
laikliğin din düşmanlığı olduğunu söyleyebilmek için, gerçekten
laiklik ve demokrasi düşmanı olup tamamen teokratik bir
düşünceye sahip olunması gerekir. Kemalizm tek başına bir
ideoloji, bir kozmogoni, yani özgün değerler bütünü olmaktan çok
aydınlanmanın habercisidir. Eğer bir değerler bütünüyse Avrupa,
ona katılmayı en fazla hak eden Türkiye'dir. Bu yüzden bu
tartışma hiç de akılcı değil! Yani gayet de AB ile Kemalizm
bağdaşıyor.
Diğer bir
konu ise, azınlık konusu ve bu konu müzakere sürecinde sık sık
karşımıza çıkacaktır.
Türkiye
Cumhuriyeti; Osmanlı İmparatorluğu gibi, çok uluslu bir
İmparatorluğun kalıntıları üzerine kurulmuş bir devlettir. O
zamanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun çekildiği toprakların
üzerinde şu anda 34 ayrı ülke yaşamaktadır. Etnik olarak bu
karmaşık yapının yanı sıra dinsel açıdan olmasa da, mezhepsel
farklılıklar gözlenmektedir.
Bugün
ülkemizde; kendi anadili, kendi mutfağı, kendi gelenekleriyle
20'nin üzerinde grup yaşamaktadır. Bu yapı tabi ki de
Türkiye'nin ayıbı ya da sorunu değil, Türkiye’nin zenginliğidir.
Hangi etnik
ve mezhepten gelirse gelsin; Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık
bağı ile bağlı olan ve ana dili ne olursa olsun, resmi dili olan
Türkçeyi resmi yerlerde kullanan ve benimseyen Türk'tür ama biz
bunu AB'ye anlatamamakla birlikte karşımıza sorun olarak
çıkmaktadır.
Türkiye'den
azınlıkların hakları ve varlıklarının yasalarla güvence altına
alınmasını istiyorlar. Fakat azınlık olarak gördükleri insanlar
Türkiye'nin yine kendisidir. Güneydoğu’da yaşayan Kürt kökenli
vatandaşlarımız da buna dahildir. Çünkü orada yaşayan Kürt
kökenli vatandaşlarımızdan daha fazlası İstanbul metropolünde
yaşamaktadır.
Sonuç olarak
Avrupa’nın, sorunu ısıtıp ısıtıp karşımıza getirmesine inanın
gerek yok!
Gelelim
Müslümanlık tartışmasına...
Geçen gün
okuduğum bir yazıda, Cumhurbaşkanımız Sezer, "laik biri, dinsel
inancının bu dünyayı etkilemesine izin vermez" diyerek,
demokrat, laik ve yeni nesil insanın tanımını yapmıştı.
Türkiye'de ve
Avrupa'da olduğu gibi, bireyler hem laik hem de Müslüman
olabilirler. Devletin bütün dinlere eşit mesafede olması ilkesi,
kuşkusuz doğrudur. Örneğin İran devleti Müslüman bir devlettir
ve İslam dini dışında hiçbir dine yakın değildir. Bundan dolayı
namaz kılmak, oruç tutmak zorunludur ve zorunlu olduğu gibi
diğer dinlere toleransı yoktur. İran devletinin anayasası İslam
şeriatıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasını ise ulusun
verdiği yetki ile insanlar yazmıştır ve onların oylarıyla kabul
edilmiştir. Türkiye, laik, demokratik bir ülkedir ama bazı
ülkeler bizi Müslüman bir ülkeyiz diye, devletin kuralları da
şeriatla uygulanıyor zannediyorlar. Tabi ki de, buna cahillik
denir.
AB'nin de
kafasında Türkiye ile ilgili dogmalar süre gelmekte. Şunu da
eklemek isterim ki, AB'ndeki bir kısım insanlar Türkiye'yi
istemeyip AB'nin 'Hıristiyan kulübü' olarak kalmasını arzu
etmeleri de bir gerçek! Bu da olayın farklı bir boyutu ve ben o
insanlara laik dememekle birlikte, zihin olarak İran teokratik
yapısından pek de bir farkları olmadığını söyleyebilirim.
İnsanlar
rasyonel olmadıkları zaman zekice düşünemezler. Aptalca
fikirlerle mücadele etmek güçtür. Gerçek şu ki, Avrupa’da İslam
korkusu var ve bunun yaşam biçimlerini etkilemesinden
korkuyorlar. Türkiye meselesini bu İslam sorununun bir parçası
olarak görülüyor. İslam denince öncelikle Arap akla geliyor ama
Türklerin Araplardan farklı olduğu göz önüne alınamıyor.
AB'ne
girersek birçok ekonomik sorunumuzun, eğitim sorunumuzun ve daha
birçok sorunumuzun çözüleceğinden eminim. Şundan da eminim ki,
AB bizi alarak aynı zamanda genç nüfusu, coğrafi konumumuzun
güzelliğini, askeri güvenliği ve koca bir tarım sahasına
erişmesi mümkün olacak.
Her şey böyle
tartışıladursun, Türkiyemiz AB'ne girmiş olsa bile her şeyimizle
biz bir kompleksiz ve bu kompleks tümlüğümüzü sağlar. Yani
Türkiye her halükarda büyük bir potansiyeldir.
Umarım yıllar
geçse de, kendi ekonomik özgürlüğümüze tamamen kavuşup kendi
potansiyelimizi kendimiz kullanabilir şekle geliriz...
Aslıhan
Karaman
Fizik 2
|