|
Kişisel Notlar ve Çağrışımsal Açılımlar
Yazının
kendisine geçmeden önce , bu köşenin genel amacına dair bir ön
fikir edinmeniz için , kısa bir açıklama yapmanın yerinde
olacağını düşünüyorum .
Bu başlık
altında yazacağım yazılarda , birçok kavrama dair , tamamen
kendi kişisel düşüncelerimi ve görüşlerimi dile getireceğim .
Ele alacağım her kavram ise , düşünce sistemim içerisinde bir
zincir oluşturur nitelikte çağrışımlarla birbirine bağlı olan
kavramlardan oluşacak . Bu sebeple bölümün başlığı olarak
“Kişisel Notlar ve Çağrışımsal Açılımlar” adını koymayı uygun
buldum .
Ayrıca ileriki yazılarımda , önceki
sayılarda üzerinden geçmiş olacağım kavramlara dair fikirlerimi
, daha ayrıntılı bir şekilde ve yeni düşünsel eklentilerle veya
farklı bakış açılarıyla defalarca ele alabilirim . Sonuçta
düşüncenin sınırı yok , akla her an , herhangi bir kavramla
ilgili yeni bakış açıları veya oluşturulan eski yapının
iskeletini sağlamlaştırıcı yeni düşünce parçacıkları gelebilir .
Bu köşenin genel amacını anlatmakta bu
kadar sözün yeterli olduğunu düşündüğümden , yazının kendisine
geçebilirim artık .
. . . . . . .
. . .
Hayatım boyunca bana verilen bilgileri
ve önüme çıkan her şeyi sorgulamaya çalıştım , hiçbir bilgiyi
bir aksiyom olarak kabul etmeden , hepsini sadece birer hipotez
niteliğinde ele alıp kendi yöntemlerimle ispatını yapmaya gayret
ettim . Bunun altında yatan sebep ise her şeyin özüne karşı
duyduğum salt meraktı . Kainatın ve varoluşun özüne olan merak .
. . Sonuçlardan çok , onları doğuran sebepler üzerine
yoğunlaştım.
İnsanların
kendine has fikirler üretme çabasında olmamaları , çeşitli
ideolojilerin ya da başkalarının fikirlerinin etkisinde ,
verilenleri sorgulamadan ve bunlar üzerinde kendi
çıkarsamalarını yapmadan almaları ise beni her zaman çok üzdü .
Halbuki maddenin aldığı çok karmaşık bir forma sahip olmamız
sebebiyle, çevresinin ve kendisinin varoluş nedenini araştıran
varlıklarız . Bu durum maddenin ulaştığı ironik bir hastalık
hali olarak da nitelendirilebilir belki , ama bu bambaşka bir
tartışma konusu . Peki insanın kendini bu özelliğinden uzak
tutarak veya bu özelliğinin farkında olmadan yaşaması neye yol
açacaktır ? Huzursuz; bencillik gibi ilkel dürtülerini ,
kendisinde varolan yetenekler doğrultusunda çeşitli karmaşık
pozitif formlara yönlendiremeyen ; yapay kavramlar içine
hapsolup , yüzeysel bir yaşam sürdüğünün farkında olamayan ;
özetle içsel dengesini sağlama uğraşından uzak, varoluşunun
niteliğinden sapmış insan kitleleri . . .
Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın
büyük bölümünü (rüya yıllar olarak hafızama kazınan yıllar) ağaç
tepelerinde hayaller kurarak , gökyüzünü ve doğayı gözlemleyerek
geçirdim . Bir ağacın tepesinde gözlerimi kapatıp , rüzgarın ve
onun dokunduğu yaprakların sesini dinlerken uçtuğumu ve
arındığımı hissederdim . Rüzgarın bu tatlı serinliğiyle dertleri
ve anlamsız yükleri tüm gözeneklerimden yavaşça emerek , alıp
götürmesi hala aynı hisleri yaşatıyor bana . Hayatta bir takım
önemli dönüm noktaları vardır . Yaşama dair bütün bakış açımı
yıkıma uğratan , sorgulamalarımı daha çok insanın içsel yapısı
ve hayatın anlamına çevirmeme neden olan babamın ölümü ,
yaşadığım en önemli dönüm noktalarından biri oldu . Ortak
hayallerin ve umutların yıkılışı , alışılagelmiş hayatın bir
anda tepetaklak olması , insanın ölüm karşısında bir hiç olarak
bulunduğuna tanıklık etmem ; acının derinliklerini , huzuru ve
anlamlı olanın ne olduğunu araştırmam için çok büyük bir itici
güç teşkil etti . Bundan tam yedi yıl önce akciğer kanseri
dolayısıyla birkaç saat kucağımda can çekiştikten sonra vefat
eden babam , ölümüyle bana hayattaki en büyük dersini vermiş
oldu . Can çekiştiği sırada ellerine ve yüzüne sürülen kolonya
hafızama ölümün kokusu olarak kazındı . Bu kolonya şişesini hala
dolabımda saklayıp ara sıra koklamaktayım , bana karşısında bir
hiç olarak durduğumuzu öğreten ölümün , ensemdeki tatlı nefesini
hissedebilmek için . Varolmak ile yokolmak arasındaki ince çizgi
, en güzel şekilde ölümün hocalığı ile algılanabilir bence ; bir
saniye öncesine kadar tepkileri olan bir varlık , bir saniye
sonra tepkisizce , ölümün ona bahşettiği tüm sessizlik ve
saflıkla önünüzde uzanmakta . . . Dünya ise , ölümün
karşısındaki hiçliğinin farkında olmadan , kendini önemli
olduğuna inandıran , bu da yetmiyormuş gibi büyük bir çaresizlik
içinde , olmayan önemini diğerlerine ispatlamaya kalkışıp ,
tastiklenmeyi bekleyen insanlarla dolu .
Ölümün karşısındaki bu hiçlik durumu söz
konusu iken , anlamlı olan ne olabilirdi ? Aklıma binlerce soru
geliyordu , kitaplara yönelip onlardan bir fikir edinmeye
çabaladım , ama aradığım cevapları ya bulamıyordum ya da verilen
cevaplar beni tatmin etmiyordu , her şey yüzeysel kalıyordu .
Sonra kitapları bir kenara bırakıp , aradığım cevapları kendim
bulmaya giriştim . Seçtiğim yöntem ise özü kavramak amacıyla
acının derinliklerine yapılan bilinçli bir kişisel yolculuktu .
Başlayalı neredeyse altı sene olan bu yolculuğumda , mümkün
olduğu kadar uç ortamlarda , uç noktadaki insanlarla bulunup ,
onların acılarını ; değerlerini ; hayata bakışlarını ; geçmiş
yaşamlarının , düşünce yapılarındaki ve duygulanımlarındaki
etkilerini ; bilinçaltlarını ; nasıl böyle uç noktalara
geldiklerini ve haklarında daha bir çok şeyi anlamaya , bunları
analiz etmeye ve çeşitli sonuçlar çıkarmaya gayret ettim .
Defalarca intihar edenler , hayata dair umudunu yitirmiş olanlar
, kendilerine fiziksel zarar verenler , eşcinseller ,
biseksüeller veya cinselliklerini çok uç noktalarda yaşamış
olanlar , torbacılar , tinerciler , iflas edip sokakta yaşamaya
mecbur kalmış olan eğitimli insanlar , mallarına ve paralarına
kendi çocukları tarafından el konulup dışarı atılmış yaşlılar ,
daha önce öldürme ve yaralama olaylarına karışmış kişiler ve
aklıma gelmeyen daha başkaları . . . Çeşitli aralıklarla
sokaklarda yattım , saydığım insanların bir kısmını sokaklarda
tanıdım , bir kısmı ile farklı ortamlarda arkadaşlık ettim , ama
hepsiyle bir şekilde bir şeyler paylaştım . Otostopla birçok
defa seyahat etmekle birlikte , kimi zaman araba bulamadığımdan
hiç bilmediğim yerlerde sabahlamam gerekti . Tüm bu yaşadıklarım
sırasında hayatımı kaybetmekten veya tecavüze uğramaktan çok
endişe ettiğim bazı olaylar ve anlar da oldu ama hem suçlu
psikolojisinin bazı özelliklerini tecrübelerimle ve empati
mekanizmam sayesinde aşağı yukarı kavradığımdan , hem de
şansımın (klasik anlamdaki şans kavramından bahsetmiyorum , bu
kavramı nasıl ele aldığımı ise daha sonraki yazılarımda dile
getireceğim) yardımıyla başıma bir şey gelmedi .
Acının derinliklerine yaptığım bu
yolculuk sırasında hayatıma giren aşklara da bana yaşattıkları
acılardan ve güzelliklerden dolayı çok teşekkür etmek istiyorum
, çünkü hem kendi içsel yapımı hem de onların içsel yapılarını ,
yaşanan bu acılar ve güzellikler ekseninde analiz etmek bana çok
şey kazandırdı . Özellikle içlerinden bir tanesi var ki , onunla
olan ilişkimin başlangıcı da , bitişi de ayrı ayrı iki büyük
dönüm noktası olarak hayatımdaki yerlerini aldılar . Fakat bu
sayıda , “Duygusal Boşalımın Fraktalları” bölümünde , onunla
olan ilişkimin bitiş döneminde kağıda dökülmüş bir yazıyı ele
aldığımdan , bir takım ayrıntıları da orada dile getirmeyi çok
daha uygun buldum .
İçinde bir çok acı ve güzellik
barındıran altı yıllık süreç içerisinde, bu yolculuğun amacına
dair bilinçliliğimi yitirip , acıların içinde kaybolduğum ve
çeşitli bağımlılıklar geliştirdiğim dönemler de oldu , fakat
ufak ya da büyük bazı dönüm noktalarıyla bunlardan sıyrılıp
tekrar bilinçliliğimi kazanmayı başardım . Üstelik o dönemlerin
yaşanması bilinçliliğimi yepyeni boyutlara taşımaları
dolayısıyla apayrı bir öneme de sahip . Birkaç insanın ve
özellikle annemin bana çok defa söylediği bir söz var : “Herkes
düz giderken sen tersine gidiyorsun” . Hayata dair kavramların
özünü öğrenmek için seçtiğim yöntem “Olmayana Ergi” yöntemi :
Acıyı araştırarak huzuru , kötüyü araştırarak iyiyi , yanlışı
araştırarak doğruyu ispatlayıp , özü kavrama isteği . Özü
kavramakla , yüzeysel olarak sonuçları bilmek arasındaki farkı
şu örnekle belki bir nebze açıklayabilirim : 2+2 = 4 ‘tür , bunu
herkes bilir , çünkü herkese bunun böyle olduğu öğretilmiştir .
Ancak bu çok yüzeysel bir bilgidir , acaba iki artı iki
gerçekten dört müdür ? Soyut Matematik sayı sistemlerini en
baştan oluşturup bunu ispatlar , artık 2+2 = 4 ifadesi yüzeysel
bir ifade olmaktan çıkıp özüyle birlikte kavranmıştır .
Biraz fizikle alakası olan veya doğayı
gözlemleyen herkes , kainattaki en ufak parçacıktan , devasa
boyuttaki kozmik yapılara kadar her şeyin kararlı bir yapıya ,
yani bir denge durumuna ulaşma eğilimde olduğunu görebilir .
Bunu varolan enerjiyi dengeli bir biçimde kullanmak veya
bünyelerinde biriken enerjiyi çeşitli yollardan sistem dışına
boşaltmak suretiyle gerçekleştirirler .
Çok uzun bir süre boyunca kafama
takılmış , ama kendi çıkarsamalarımla o zamanlar hiçbir mantıklı
açıklamasını bulamadığım , bundan altı yıl önce , uzay bilimleri
bölümünde profesör olan bir hocaya sorma fırsatına sahip olduğum
iki fiziksel kavram vardı . Bunlardan biri kütle çekiminin
sebebi , diğeri ise evrendeki herşeyin neden dönme eğilimde
olduğu idi (elektronların çekirdek , yıldızlarla galaksilerin
kendi eksenleri ve buna ek olarak galaksilerin birbirleri
etrafında dönmeleri , vs . . .) . Bariz olan sonuç , maddenin ,
kendi üzerine çökmemek için , kütle çekimine karşı merkezkaç
kuvvetiyle bir denge oluşturma çabası içinde dönmesiydi . Fakat
her zaman olduğu gibi sonuçtan çok onu doğuran sebepler
takılmıştı kafama . Kendi çıkarsamalarımla kavrayamadığım nokta
, bu yapıların aklımı vardı da “Arkadaşlar bakın , nedenini
bilmediğimiz bir kütle çekimine sahibiz ve bu yüzden kendi
üstümüze çökeceğiz , hadi elele verip dönelim de dengeleyelim bu
kuvvetleri” deyip , dönsündü . Bunu hocaya sorduğumda aldığım
yanıt ise “Bilim şu an için bu sorularına cevap bulamıyor” idi
. Kütle çekimi ve bu dönme eğilimiyle ilgili olarak zaman
içinde kendime ait bir takım çıkarsamalara ulaştım . Bunlar
herhangi bir bilimselliği olmayan , aşağı yukarı vaktimin yüzde
yetmişini oluşturan , olayları irdeleme ve hayal kurma
özelliğimin bir sonucu niteliğindeki bilimkurgusal şeyler .
Fakat elbette doğaya ve hayata yönelik gözlemlerim ile bilimsel
bazı gerçekler , bu hayaller için bir dayanak ve altyapı
oluşturup , çıkarsamalarıma şekil verdiler ; vermeye de devam
ediyorlar .
Yukarıda bahsettiğim iki fiziksel
kavrama dair fikirlerimi daha sonraki sayılarda ele alacağım ,
çünkü bunların düşünce sistemimde bağlı olduğu başka kavramlar
var ve hepsini bir bütün olarak ele almak, anlatmak istediğimi
daha iyi ortaya koyacağından böylesi daha uygun olacak . Ayrıca
kafamdaki düşünceleri yazıya dökebilmek için , bunları bir
formata sokma ihtiyacı doğuyor , bu da yazıyı yazarken sürekli
düşünmemi ve içsel evrenimde uçuşan fikirleri bir bir yakalayıp
, aralarındaki bağlantıları doğru şekilde analiz etmemi
gerektiriyor . Dolayısıyla düşüncelerin yazı formuna
dönüştürülmesi , uzun süren bir çalışma halini alıyor . Fakat
ben bu yazıyı biraz daha geciktirirsem editörümüz Aslı beni
kesecek . O beni kesmeden , bir sonuç cümlesi niteliğindeki
aşağıdaki paragrafla , bu yazıyı şimdilik burada keseyim .
Özellikle
insanın iç yapısını konu alan , bu bölümde bahsedeceğim bütün
kavramları ; yukarıda çok küçük bir özetini sunduğum
deneyimlerimden , hayata ve doğaya ait gözlemlerimden , çeşitli
bilimsel gerçeklerden ve bunların tümünün üzerinde yaptığım özü
kavramaya yönelik çıkarsamalarımdan faydalanarak , kişisel
düşünce sistemim içerisinde oluşturduğum “İÇSEL DENGENİN
KORUNUMU PRENSİBİ” ekseninde ele almaya çalışacağım .
Yazan : Algı Kapanı
|