KAYIP PARÇALAR

            Belirli dönemlerde birlikte zaman geçirdiğim insanları unutmak bana hiç akıl karı gelmiyor.Zamanın uzunluğu ya da kısalığı hiç fark etmez ancak beraber geçirdiğin zaman zarfında paylaşılan her şey çok önemli benim açımdan.Ufak bakışmalar,minik dokunuşlar ve bunun gibi küçük ayrıntılar.Ayrıntılar bütünü oluşturuyor ve küçük ayrıntılar birleşince koskocaman bir yap boz oluşuveriyor.Elbetteki hayat bu yap bozdaki görünen tema.İşte benim hayatımdaki bu ufak ayrıntılar ve bu ayrıntıların kahramanları bütünü oluşturduklarından duygularım ve karakterim şekil buluyor.Ama karakterime şekil veren insanların duyarsızlıkları yap bozun parçalarından bir kaçının bazen eksik kalmasına neden oluyor.Bu durumda yaşanan her şey birdenbire anlamını yitiriyor ve yalnızlık denen  başka bir tema çıkıyor karşıma.

            Yalnızlığın aslında zor olduğu konusunda herkes hemfikir.Ama birey olarak bir odada yalnızlık ya da yalnız araba kullanmak gibi bir şey değil bu.Koskoca bir otobüste elli kişi bulunmasına karşın bir çift söz etmemek yol boyunca.Ya da koskocaman bir şehirde milyonlarca insan arasında gülümseyememek hiç kimseye.Konuştuğun insanların öylesine olduğunu  ve içinde kopan fırtınaları dindirecek hiç bir şeyi onlarda bulamayacağını biliyor olmak.Yap bozun parçalarını bulabileceğin tek durumun geçmiş denen o zaman aralığında kısılıp kaldığını ve geriye asla dönemeyeceğin kaygısını taa derinlerinde hissetmek ve o anlarda hissettiğin yalnızlık duygusu belki de en ağır olanı.

            Yalnızlıkla ilgili anlamsızlıklara bir de insanların hayatın koşuşturmacası içerisinde özel olmadığınızı hissettirmesi, sizi dipsiz kuyuların içerisine bırakacak bir başka sebep.İnsanlık adına yaptığınız her şeyi gündelik yaşamda boşluğa bıraktığınızı ve bunun sonucunda denize atsanız dahi bulacak kimsenin olmayacağını orada kimsesiz kalacağını anlamak...

            Uzaklıklar geliyor aklıma.Yap bozun parçalarının kilometrelerce uzakta,küçüklü büyüklü şehirlerde;gözlerimin ve ruhumun değdiği dağlarda,denizlerde şu an bilmediğim insanların oturduğu odalarda kaldığını ve uzaklıkları aşamayacak olmamın bilinci ürpertiyor bedenimi.O zaman sorular beliriyor dilimin ucunda.Uzak olmanın yakındakine ne zararı var?Zararın ucu kime dokunuyor?Yaşantıda bulunan her  saniye ne kadar anlamının farkında?Ruhların tertemiz ruhların bulunacağı ve makbul olacağı inancımı köreltmeye kimin gücü yeter?Hırsın,ihtirasın,acımasızlığın,belki de en kötü duyguların insan denen varlığı bu dönemde adam ettiği düşünülürse değeri bilinen duyguların varlığından haberdar olan kaç kişi var?Yap boz ne zaman tamamlanabilir bu şartlar altında?

           

                                                                                                          Aytuğ SİVASLIGİL.

 
 
 

tasarım ve uygulama: halim tuzlu