|
MÜHENDİS VE CENTİLMEN -
II
“Beyaz giyme
küserim,
Siyah giyme yakarım”
Baharı bekliyorum güneşe selam
vermek için. Onun yüzünü görmeyeli çok oldu. Bana olan
kırgınlığını biliyorum. Ama o, benim onu görebilmek için çok
geceler bekleyip onun doğuşuna yakın uyuyakaldığımı bilmiyor
olmalı. Onlu rüyalarımı kendime gündüz matinesi yaptığımdan
perdelerim genellikle kapalı kaldı. Ve o gelip sıcacık elleriyle
yüzümü okşayamadı, morötesi iğnelerini, battaniyenin altından
köstebek kafası gibi çıkmış narin, çıplak ayaklarıma batırıp
beni uyandıramadı. Kırgınlığı, inin cinin göklerde top oynadığı
günlerde onu aklıma getirmeyip yüzümü ona göstermememden
kaynaklanıyor olmalı. Ve tabi ki giydiğim açık renk kıyafetlerle
onun muhabbetini farkında olmadan geri çevirmem de onun bana
karşı olan tavrında etkili.
Bu harfler, bulutların yine bize
saklambaç oynattığı ve onunla birbirimizi sobeleyemediğimiz bir
günde beynim tarafımdan parmaklarıma ve kollarıma gönderilen
kısa mesajlarla döküldü kağıt üzerine. Böyle olmamalı aslında.
Böyle olmamalı onunla ve kimseyle aramdaki muhabbet. Yanımda
bulunmamasını beklememeliyim ona olan aşkımı, ona olan nefretimi
veya ona olan kayıtsızlığımı ona hissettirmek için. Aliterasyon
mu yaptım asonans mı umrumda değil. Onun için kullanmayı en
uygun gördüğüm edebi sanat hüsnitalil kuşkusuz: O benim için
doğuyor, benden sıkılınca batıyor, cemalini göstermediği
günlerin sebebiyse bana olan küskünlüğü. Bencil miyim? Ben buna
böyle demem. Olayı kişiselleştirmek derim. Bilimsel ve toplumsal
açıdan bakarsak, mevsimine göre davranıyor benimki. Peki ben
buna böyle bakarsam nasıl hissederim yaşadığımı! Kendimi önemsiz
bir zerre olarak görmek ve evrendeki tüm olayların benden
bağımsız olarak geliştiğini düşünmek korkutur beni. Ve ben
korkmaktan çok korkan bir korkağım. Merkeze kendimi kaydırıp onu
kenara itmeye başladığımı farkediyorum. Paragrafta iklimsel
bozulmalar baş gösterdi. Yoksa gerçekten bencil miyim? Ben buna
bu sefer bencillik derim. Tekrar güneşime dönmeliyim.
Ona en ihtiyacım olduğu zemheride
yanımda olmayışı, geldiğindeyse cildime zarar verişi, hatta
belki de yakın bir tarihte buzulları eritip beni sular altında
bırakacak olması umrumda değil. Ben sevdiğimi bunlarla
yargılayamam. Sadece duygularına güvenirim. Onun yüreğini tutar,
ruhunu özgür bırakırım. Yüreği onun zinciri olduğundan beni
bırakıp da gidemez uzaklara. Kaçmayı çok istediğinde yüreğini
biraz daha gevşetip kurnaz bir aşk stratejisiyle onun benden
kurtulmasını engellerim. Aynı şeyi sevdiğimden de beklerim.
Yürek zincirim çok kısa ve sıkıysa ruhum tepinecek yer bulamaz,
çıldırır ve kurtulur. Ne kadar severse sevsin hal böyleyse
netice budur. Bu yüzden, güneşimden istediğim, bana kendisini
fiziksel olarak değil ruhsal olarak hissettirmesidir, herkese
dokunduğu ışınlarıyla değil, kimsenin görmediği bilinmez ve
bilinse de tanımlanamaz ışınlarıyla melankolik suretimi
okşamasıdır. Son arzumsa beni özgür bırakmasıdır. Ben de ona
mısralarca, satırlarca kez aşık olmalıyım, dünyanın her
metrekaresini dolaşıp her metrekare için ona ayrı bir şiir
yazmalıyım, hatta fırlama ve alaturka bir kozmonot olup uzayın
her metreküpünde -zoru başarıp ses dalgalarımı boşlukta
yayaraktan- ayrı bir türkü söylemeliyim ona. Ama bedenimi önüne
sermek suretiyle, kimi zaman rahatsızlık verici düzeyde olan
sıcaklığına ve muhabbetine maruz kalmış, bronzlaşmış bir tutsak
olmamalıyım.
Tüm hayallerim sarının tonlarıyla
boyalı. Sarının sıcaklığı, samimiyeti ve kararsızlığıyla... Tabi
ki biraz da uykucu tarafıyla... Ama hayallerime helikopter
kamerasından baktığımda, renklerdeki ahengi bozanın “ben”
olduğumu görüyorum. Bir “kara”yım sevgiliyi iliklerine kadar
emen, bir “ak”ım onu kendine yaklaştırmayan. Oysa onun sarı
ateşiyle boyanmış ve onun sarılığında etrafa saçılıp kaybolmuş
sarı sarı insan külleri olmayı ne kadar da isterdim. Sadakate
olan hasretim mi bana bunları hissettiren? Onun bana olan aşkına
güvenim ve benim ona olan kayıtsızlık imajım mı beni kendime
bile mahçup eden?
Ben artık yapacağımı biliyorum:
Bulutların olmadığı bir günde, karalara bürünüp karalara boyanıp
onun tutku ışınlarını damarlarımın her nanometresine
aktaracağım. Öyle ki, bedenim kül olacak, kanım buharlaşıp
dumanıyla onu kırmızıya boyayacak. Sonra o batacak. Ve ben yokum
diye, artık size güneş doğmayacak. Hele bir bahar gelsin.
Mete Aras
|