|
MÜHENDİS VE CENTİLMEN - III
Nevi Şahsına Münhasır Muhtaç ve Asaleti Dillere Destan İhtiyaç
"Engellerden atla da gel. Koşmaya bir yol bulmuşsan da
alabildiğine pürüzsüz, sen yine de engellerden atla da gel."
Ona hayran olmakla tanınan bir şahsiyettim. İştirak ettiğim her
cemiyette onun emsalsiz güzelliğinden ve akıl almaz tabiatından
bahseder dururdum. Kendimi durdurabilmek şöyle dursun, her
kendimi durdurmaya çalıştığımda kendimi bu yüzden suçlu
hisseder, suçumu örtbas edebilmek hırsıyla biraz daha aşka
gelir, konuşmalarımda methiyesiz bir nahiye dahi bırakmazdım.
Bana hiçbir borcunun olmadığını hep bana hatırlatmakla beraber,
onu en iyi anlayanın ben olduğumu söyler dururdu. Bense sırf
onun gözüne biraz daha hoş görünebilmek için mütevazılığın hiç
fiyakası yokmuş gibi görünen ama etiketiyle herkesi büyüleyen
şeytan tüyü suyuna batırılmış paltosunu giyerdim. Oralı değil
gibi görünürdü o. O öyle görününce ben paltonun içine biraz daha
gömülürdüm. Ancak bu gömülmenin hududunu iyi kestirmek gerekirdi
zira fazlaca gömüldüğünüzde palto emanet dururdu. Dengeyi bir
şekilde korumuş olmalıyım ki o hiç beni yalnız bırakmadı.
Onunla tanışmamı hatırlamıyorum. Kim "o"su ile tanışmasını
hatırlar ki zaten. Ama bununla ilgili hep şöyle tespitler hayat
buldu farkına varma mekanizmalarımda; taştım, taştı, tattım,
tattı, muhtaçtım, ihtiyaçtı. Ondan ayrılışımı hatırlamıyorum.
Kim "o"su ile ayrılışını hatırlar ki zaten. Bendeniz bununla
ilgili de tespitler yaptıysam da onları hiç beğenemiyorum ki
aslına bakarsanız onları söylemek beni üzüyor; yutkundum, cevap
vermedi, sustum sustuğu için.
Gördüğünüz gibi ben "o"su içinde boğulmuş bedbaht ve şaşkın bir
adamım. Ve bu yüzden onun kim olduğunu, nerden geldiğini, nereye
gittiğini, geçtiği memleketleri nasıl da ihya ettiğini
hepinizden iyi görebiliyorum. Yanlış anlaşılmasın. Niyetim
kendimi övmek değildir. Zira insanlar beni tanırlar. Övülecek
bir yanım olmadığını bilirler. Bulabilirseniz birkaçına sorunuz.
Hem bunları görebilmenin övülecek ne gibi bir tarafı olabilir
ki? Görmese de farkındadır zaten herkes bunların.
Şimdi o yok. Aslında kaybetmiş sayılmam ama bu aralar onu yok
farz ediyorum. Gerçekleştirdiğimde beni daha fazla seveceğini
düşünmemden kaynaklı değil bu eylem. Ve yine herkes bilmese de
herkes farkındadır ki, en çekirdeğinde onun değişmez
hakikatlerinin, koyu bir umursamazlık yandaşı yatmaktadır ve hiç
uyumamaktadır. Nitekim her önüne çıkan engelde sağa sola
kıvrılıverişlerinden ve hiç eyvallah etmeyişinden bunu
görebiliyorum. Onu size kibirli olarak tanıtmaya çalıştığımı
fark etmişsinizdir. Çünkü aslında ona karşı çok saf ve temiz bir
nefret besliyorum içimde. Beni kendisine muhtaç kılmış olmasıdır
bunun yegane sebebi doğumumdan beri.
Gelgitlerim üzerine bir şeyler anlatmam ne kadar lüzumsuz
biliyorum. Hatta ben bu gelgitlerimi anlatışımı "hiçbir yere
varamayacağım", "bu duygu ve gerçekten bozma olgular üzerinde
konuşmak kimseye hiçbir fayda sağlamaz" gibi klasik cümlelerle
süslemek istiyorum. Çünkü o beni hiç duymayacak -ki bu en klişe
yardım çağrısıdır- ve yine çünkü ki onun umurundaymışım gibi
görünmüyor ve bunlarla beraber o hakikatli bir aziz ve bana
yardım etmek için çıldırıyordur şimdi.
Onu bir yere koysanız, "sen şimdi burada bekle" deseniz, bu
isteğiniz asla gerçekleşmez. Çünkü o bir azizdir, derviştir,
gezgindir. Dolaşacak o kadar çok yeri vardır ki sırf yeni
yerlere gidebilmek ve vazifesini yerine getirebilmek uğruna o
anki bütünlüğünden vazgeçiverir. Elini keser kolunu keser,
başını keser sonunu keser bir yerlere karışır gider. Bazen en
somut haliyle içinize dolduğunu düşünseniz de bu düşünceniz
kanmaktan öteye katiyen geçmez. Tüm bu arifane aşikar gizeminin
yanında en pis işlerde de onun parmağı vardır. Zaten onu, tüm
fiziksel ve bu fiziksellikten kaynaklı psikolojik dengelerin ana
unsuru yapan şey de hem alabildiğine pak hem de alabildiğine
kirli olmasıdır.
Ona hayran olmakla tanınan bir şahsiyetim sanırım hala. İştirak
ettiğim bu cemiyette de onun emsalsiz güzelliğinden ve akıl
almaz tabiatından bahsedip durdum. Aslına bakarsanız iyi de
yaptım. Aferin bana.
Evet, aferin sana. Aklınca beni aldın göklere çıkardın, beni
aldın yerin dibine soktun, beni yargıladın, bana değer biçtin.
Bir yandan da bana olan mecburiyetinden bahsedip yine
mütevazılığın güzel paltosunu giydin. Ve yine her zaman yaptığın
gibi kendini merkeze koyuverdin. Gerçekten bravo sana.
Aslında söylediklerine tamamen katılmakla beraber ben sadece
buna mecbur olduğum için sana yardım ediyorum. Yoksa sen
iyiymişsin, nerdeymişsin hiç umurumda değil. Bu gereksiz sohbete
dahi sırf sana haddini bildirmem gerektiği için katılıyorum.
Evet, ben en vazgeçilmezim, evet, ben sağa sola kıvrılırım,
evet, tüm pisliklerin içinde de varım. Ne olmuş? Bunları fark
ediyor olman senin, benim gözümdeki değerini yükseltecek mi
sanıyorsun yoksa? Benim için her hangi bir insandan ne kadar
farksız olduğunu bilemezsin.
Beni kibirli olmakla itham ediyorsun. Olmasam da öyle olduğumu
düşünmeyecek misin seni gidi ön yargı abidesi fikri sabit insan?
Sen mahcubiyetini bana ihtiyacında değil, bunu bir türlü
kabullenememende ara. Elbette mecbursun bana. Bunun neresinde
utanılacak hal? Ben ki her yerdeyim ki üstüne üstlük her yerim,
sense her yerin içinde bir yersin ve senin içindeki her yer yine
benim. Benim bütünlüğümden vazgeçmemden dem vuruyorsun ancak
bunun en bariz ispatının benden kopukmuş gibi yaşamaya
uğraşmanın olduğunu göremiyorsun. Tehlikeli bir hal almış senin
odaklanma sistemlerin. Acizliğini neden azizliğime yoruyorsun
anlayamıyorum. Biz ki kardeşten öteyiz seninle.
Gelgitlerden bahsedecek durumun yok senin. Sen bir yol bulmuşsun
ve sadece gidiyorsun. En fazla gelgitin zikzaklar çizerek
gidiyor olman olur yolunda. Bir de benim kıvrılışlarıma mana
bulursun. Ne kadar utanç verici… Ki benim kıvrılışlarımdaki
görülesi ve gıpta edilesi hakikat bana yol olana misafir
olmaktır, önüme set olana değil, ki yine benim temizliğimden
taviz verişim önümde durup beni de durduranın halt yemesidir.
Bunca kızdıysam, onca söylendiysem de, aldanmayasın sakın. Her
edepsizliğine rağmen seviyorum seni. Hem sen olmasaydın, o
olmasaydı bana kim muhtaç olacaktı? Muhtaçlara muhtacım ben de.
Burada olduğunu fark etmemiştim. Annem ne zaman koydu seni
masamın üzerine? Gel aziz şey seni, damağım kurudu.
Yavuz Süleyman Kirez
|