SALLANAN SANDALYE  

          Karşımda gördüğüm insana şöyle bir bakıverdim. Hiçbir iz yoktu benim çocukluğumda onunla ilgili.Düşündüm;ruhumun bedenimden çıkmasına izin vererek,beynimin o yıllarda gezintiye gitmesine göz yumarak düşündüm.

           Hani yıllar önce tanıdığınız,aslında tanıdığınızı hiç mi hiç hatırlamadığınız,sadece onların anlattıkları dahilinde gözlerinizi kısarak puslu bir eşyayla aranızda bağ kurabildiğiniz bir insanla karşılaştığınızda içinizde ki soğuk kan ılıklaşır ya, bana da öyle oldu birden.Geçmişin anıları doluverecek sanıyordum içime.Ufacık bir ipucu aradım,karşımdaki insanı biraz daha hatırlayıvermek için.Beynimi çatlatırcasına düşündüm.Bir kaç şey vardı onunla ilgili hatırlayabildiğim.Aslında hatırlayabildiklerim onunla ilgili değildi.Onun babasından,annesinden ablası mı kardeşi mi olduğunu hatırlayamadığım;yalnızca adını hatırlayabildiğim birileriyle ilgiliydi geçmişimde canlandırdıklarım.

            Ruhumu o zamana bırakıp,şimdiki zamanla arasında bağ bile kurmadan,yani şimdi yaşadığımı unutarak geçmişte,ama yalnızca onun ailesi ile ilgili geçmişte dolaştım adım adım.

             Hep birlikte giderdik evlerine.O zamanlar kardeşim var mıydı yok muydu hatırlamıyorum.Hep yolda onların evindeki sallanan sandalyeyi düşünürdüm.Ona nasıl bineceğimi,bir oyana bir bu yana nasıl sallanacağımı hayal ederdim.

          Onlara gelirdik.Tahta kapıya bakar,onun ne kadar sandalyeye benzeştiğini düşünürdüm.İkisi de tahtaydı.Sandalyenin bulunduğu oda sağ taraftaydı.Sandalye misafir odasında dururdu hep.Nedense annemler daima diğer odada otururlardı,bayramlar haricinde.Acaba o odaya nasıl gitsem diye düşünürdüm.Anneme söyleyemezdim ,sandalyeli odaya gitmek istediğimi.Çünkü annem hep ev sahibine söylerdi ve ben küçücük kafamda rezil olduğumu düşünürdüm.Bu yüzden ona söylememeyi yeğlerdim.

          Aklımda o odadaki bebekler gelirdi.Sandalyeyi değil de bebekleri görmek istediğimi söyleyerek ağlardım.Hatta  buna o kadar çok inanırdım ki,bazen cidden bebekleri görmek istediğimi sanırdım.Sonra beni o odaya götürürlerdi.

  İlk önce odadaki bebeklerin hepsine bakardım.Vitrindeki küçük biblolara bakıp ne güzel olduklarını düşünürdüm.Sonra sandalyeye doğru yaklaşırdım ona uzaktan bakmak öyle

güzeldi ki...

  Sandalyeye dokununca hafif bir gıcırtıyla sallanırdı.Zorla üstüne binerdim.Çünkü onun incinmesinden çok korkardım.Bir o yana bir bu yana sallanır dururdum.Sandalyenin gıcırtısı bana melodi gibi gelirdi.Sonra midem bulanmaya ve başım dönmeye başlardı.Yine sallanırdım.O bulantı öyle kuvvetlenirdi ki...Ama ben sallanmaya devam ederdim.Sonunda sallanmayı bırakıp annemlerin yanına giderdim,sıkılırdım çok sallanmaktan.tabi bir daha ki gelişime kadar sandalyeye “Hoşça kal” demeyi unutmazdım.

 

 

                                                                                                          Aytuğ SİVASLIGİL

                                                                                             

 

 
 
 

tasarım ve uygulama: halim tuzlu